Sunday, May 31, 2009

YABANCI TURİSTLERLE MACERALARIM 1 (74)


Bir gün tramvaydayım ve ayakta duruyordum. İki kişilik yer boşalınca, kendim oturabilecekken, bu yeri ayakta durmakta olan yabancı çifte gösterdim. Erkek olanı, bana yüzünü bile dönmeksizin: “No! No!” şeklindeki bir ifadeyle, teşekkür etmeden ve bence kaba bir şekilde cevap verdi. Bayansa, nazik bir şekilde gülümseyip, teşekkür etti. Ben de adama biraz sinirlendim ve yerime oturunca onu “dürtüp” İngilizce olarak: “Siz nerelisiniz?” diye sordum. O da: “İspanyoluz” deyince: “Bak beni iyi dinle. Benden korkmana gerek yok! Ben “yerliyim. Bir Avrupalı ile bir “yerli” karşılaşırsa kim korkmalı? Biraz tarih oku!” dedim.

Ben turistlerle konuşurken geçmişin olumsuz yanını söz konusu etmem, ama bu adam bence, bu tepkiyi hak etmişti! Yoksa turistlerle aram iyidir’ Sözgelimi Katar’da havalimanında kitap okuyan yaşlı bir İngiliz Çifti görünce onlardan izin alıp yukarıdaki fotoğrafı çekmiştim! Birçok kişinin uçaklarını beklerken zaman öldürmeye çalıştığı bu yerde, yüzlerindeki huzur dolu ifadeyle kitap okumaları çok hoştu! Bana “İnsan, yaşı ilerledikçe hazdan çok, mutluluğu önemsermiş!” sözünü hatırlattılar.

Bir gün motorda bir grup Fransız Turist gördüm ve diyaloğa girmek istedim. Laf aramızda, Fransızca öğrenmekte olduğum için de onlarla konuşmaya biraz da hevesliydim ve onlara çay söyledim! Ama bu ilginç grubun lideri olan “havalı” kişi benimle konuşmadı. Çayları da reddetti! Çaycı da, aslında gidip-sattığı 6 çayın parasını benden alıverdi! Sonradan: “Keşke çayları yanıma alsaydım ve bu havalı Fransızların karşısında bu 6 bardak çayı içseydim, ilerde yazılarımda anlatırdım” diye de geçti! Ama bunu o anda akıl edememiştim! Daha komik olanı da şuydu, aslında İngilizce bildiğini anladığım grup lideri “havalı” kişi, etrafta Fransızca bilen birisini arıyordu. Belki de “seçilmeye” değil “seçmeye” alışıktı kim bilir! Mesleğini araştırsaydım, belki de insan kaynaklarında çalıştığını keşfedecektim! Keşke ona: “Bu ülke hiç Fransa’ya veya başka bir ülkeye ait bir sömürge olmadı! Burada Fransızca veya İngilizce bilen fazla kişi yok! E beni de artık kaçırdınız!” deseydim! Ama bu turistler de kendilerince haklıydılar! Kim bilir başka ülkelerde veya Türkiye’de neler yaşamışlardı ve: “Bu adam bize boşa çay ikram etmez!” demişlerdi!

Bir gün Üsküdar’da iki İngiliz’e rastladım ve yardıma ihtiyaçları olup-olmadığını sordum. Bana gülümseyerek: “No! No!” diye cevap verdiler. Ben de gülümseyerek: ““No, Thanks!” would be better!” yani ““Hayır, teşekkür ederiz!” ifadesi daha iyi olurdu!” diye cevap verdim. Turistlerden birisi bu sefer: “No, Thanks!” dedi. Ama gelin görün ki, bu kişilere bilgiçlik yapan ben: “Welcome!” yani “bir şey değil-rica ederim” demeyi akıl edemedim!

Başka bir zaman, Şişhane’deki ofisimden kendime güzel bir sandviç almak için çıkmıştım. İki turist gördüm! Daha sonra kardeş olduklarını öğrendiğim bu iki genç Meksikalı bayan, bir turist bilgi bürosu arıyorlardı. Ben de onlara katıldım ve birlikte aramaya başladık, ama o yeri bir türlü bulamıyorduk ve belki de orada, yani Galata Kulesi’nin dibinde öyle bir yer de yoktu! Derken iki kız kardeşten birisi: “E siz bize bilgi verin” dedi. Ben de: “Elbette, neden olmasın” dedim ve onları ofisime davet ettim. Biraz tereddüt ettiler, ama: “Ben öğretmenim, yine de bana güvenmek zorunda değilsiniz. Ama bence güvenebilirsiniz!” deyince bu iki turist peşime düştüler ve 7. kattaki ofisime benimle birlikte geldiler. Derken ofise girdik ve kendilerini rahat hissetsinler diye kapıyı hafif aralık bıraktım.

Onlara önce çaycımızın tepside getirmiş olduğu Türk Kahvesini ve suyu ikram ettim. Kahveden önce ve sonra biraz su içildiğini söyledim ve neden böyle yaptığımızı anlattım. Sonra kahvemizi törenle ve büyük bir ciddiyetle içtik! Büyük bir ciddiyetle diyorum, çünkü yabancıların yeni bir kültürde ve yeni bir şeyi öğrenip-yaşamaktan hem büyük bir keyif aldıklarını, hem de bunu büyük bir ciddiyet ve saygıyla yaptıklarını hep gözlemlemişimdir! Bu arada Amerika’da yaşamakta bulunan bir öğrencim olan Hakan Berberoğlu’nu özel ve indirimli bir hattan arayıp, bu turistlerle görüşmesini sağladım. Çünkü Hakan, Fatih Üniversitesi İspanyol Filolojisi mezunudur, yani İspanyolca bilir. Amacım, bu iki bayanın onların dilini bilen birisiyle konuşmaları ve bu şekilde İstanbul’la ilgili olarak güzel bir hatıraya sahip olmalarıydı.

Derken onlara nelerle ilgilendiklerini sordum, çünkü cevaplarına göre “İstanbul’da Yapılması Gerekenler” şeklinde bir liste hazırlayacaktım. Bu iki turist, daha çok gece hayatıyla ilgilendiklerini belirtince: “That is not my thing!” yani o bağlamda:“Bu benim alanım değil!” anlamına gelen bir cevap verdim, ama yine de birkaç yer adı söyledim. Onlar için yemekler, yerler ve konusunda güzel de bir liste hazırladım! Daha sonra ben: “Belki artık gitmek istiyorlardır; esir almayayım da yanlış anlamasınlar!” düşüncesiyle sohbetimizi sona erdirmeme rağmen, onlarda gitmeye dair herhangi bir hareket olmadı! Derken aradan uzun bir zaman geçince ve mecburen: “Bizde misafirler, istedikleri zaman giderler, ev sahibi bu konuda bir şey söylemez” dedim de onlar kalkıp-gitmeyi akıl ettiler!

Bir gün Üsküdar’da akşam vakti iki bayan turiste rastladım ve bana İngilizce olarak, Çinili Camiye gitmek istediklerini söylediler. Bunlar da Meksika’lıydılar! Onları o hatta çalışmakta olan taksi-dolmuşların olduğu durağa götürdüm. Çünkü akşamdı, hava kararıyordu ve yürümek istedikleri yol, o zamanlar, o vakitte pek tekin de olmayabilirdi. Onlara: “Sizi rahatsız edebilecek kişiler olabilir. Dolmuşla gitseniz daha iyi olur“ dedim. Sonra bakkala gittim. Bakkaldan çıktığımda bu iki turisti yine yürürken gördüm. Bu sefer biraz yüzümü asıp seslice: “Ben öğretmenim ve dediğimi yapın çocuklar!” diye seslendim. Bu iki kızcağız, şaşkınlık içinde ve hemen geri dönüp dolmuşa bindiler!

Bu konu bir yazıya sığmadığı için, diğer bir yazıya uzatıyorum!
----------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
---------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
İngilizce Öğrenmek-İngilizcenizi Geliştirmek İçin Kullanabileceğiniz Kaynaklar
Turistlerle Maceralarım II
Bir Tür Bağımlılık: Yabancı Ülkeler Görmek
Bu Sefer Size Üsküdar-Eyüp Hattı’ndan Yazıyorum!
Anlamlı Sonuçlara Ulaşmak İçin, Size “Anlamsız” Gelen Tekrarlar Yapmanız Gerekebilir!
Türkiye’de yabancı Dil Öğretiminde Temel Sorunlar ve Muhtemel Çözümleri
Öğrenmekte Olduğunuz veya Öğrenmeyi Planladığınız Dili Sevmeye Çalışıyor musunuz? Aranızda Duygusal Bir Bağ Var mı?
Seçimlerimiz Çok mu Trajik?
Neden İngilizce Konuşamıyorum!
Hangi Dilleri Öğrenelim?
Türkiye’de yabancı Dil Öğretiminde Temel Sorunlar ve Muhtemel Çözümleri
Yabancı Bir Dili-İngilizce’yi Öğrenmeye Başlarken veya Devam Eederken
Yabancı Dil Öğrenmek ve Yürüyen Merdivenler
Bir Yabancı Dili Öğrenmekle Edinmek Arasındaki Fark Nedir?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için: savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com


---------------


Labels: , , , , , , , , , , , ,

YABANCI TURİSTLERLE MACERALARIM II (73)


Üsküdar’da iki yabancı bayan telaşla etrafa bakıyorlardı. Onlara ne aradıklarını sordum ve isterlerse yardımcı olabileceğimi söyledim. Telefon edecek bir yer aradıklarını anlayınca, tanıdık bir dükkândan telefon etmelerini sağladım. O sıralar yakında bir telefon kulübesi yoktu ve ben de o zamanlar Üsküdar’daki ofisimi tutmamıştım. Derken onları biraz dinlensinler diye sevdiğim bir yer olan Hünkâr Börek ve Pide salonuna götürdüm ve bir şeyler ikram ettim. Bu iki Yunan bayandan birisi Selanik Üniversitesinde öğretim görevlisi, diğeriyse diş hekimiydi. Derken Avrupa Birliği’nden girdik ve çalıştığım üniversite’den çıktık! Sonra onlarla kart alış-verişi yapıp ayrıldık. Hâlâ yazışırız!

Yine bir akşam Üsküdar’dayım ve iki yabancı gördüm. Birisi uzun boylu bir Alman ve diğeriyse Çinli bir bayandı. Kendi kendime: “Akşam saat 22’de Üsküdar’da dolaştıklarına göre, ya İstanbul’da yaşıyorlar ya da Türkleri iyi tanıyıp-güveniyorlar” diye düşündüm. Sonra onlara selam verdim, konuştuk ve Türkiye’de yaşadıklarını öğrendim. Onlara kahve içmeyi önerdim ve Nayla Kafeye (Gizli Bahçem) gidip, kahve içtik. Bu ilginç çiftin evli olduklarını öğrendim ve birbirlerini sevdikleri her hallerinden belli oluyordu. Hem Almanya’da hem de Çin’de defalarca bulunmuş olduğum için ortak konular bulmamız zor olmadı. Hatırladığım kadarıyla beyefendi büyük bir otelde şefti, eşi olan hanımefendi ise bir şirkette çalışıyordu. Sanıyorum bir saatten fazla sohbet ettik!

Bir gün Fındıklı’da vermiş olduğum özel dersim bitmiş ve Üsküdar’a deniz yoluyla ulaşmak üzere Kabataş’taki deniz motorları iskelesine gitmiştim. Yabancı ve yaşlı bir çiftten erkek olanının biletçiye bir şeyler anlatmaya çalıştığını gördüm. Meğerse oradaki limanda bir gece konaklayacak olan büyük bir yolcu gemisinden inmişler ve Üsküdar’a gitmek istiyorlarmış, ama yanlarında Türk Parası yokmuş! Ben kabul ederlerse, ücretlerini ödeyebileceğimi söyledim. Onlar da kabul ettiler ve birlikte gemiye-motora bindik. Saat 20.30 civarıydı. Üsküdar’a gelip, motordan indiğimizde, arzu ederlerse onlara Türk kahvesi ikram edebileceğimi söyledim ve kabul ettiler. Ara sokağa saparak 5 dakika yürüdük. Bir yandan da akşamın bu vaktinde yabancı bir ülkede, bir yabancıya nasıl güvendiklerine şaşırıyordum. Nayla Kafeye ulaştığımızda, eşime telefon edip oğlumu göndermesini rica ettim. Bu türden yabancı kişilerle tanışmak, onun yabancı bir dili, İngilizce ve İspanyolca’yı öğrenme arzusunu kuvvetlendiriyor! Beyefendi bir bankada müdürmüş ve eşi olan hanımefendi ise, ev hanımıymış ve Almanya’da çok Türk olduğu için, onlar da Türkleri tanıyorlarmış. Bana güvendikleri için teşekkür ettiğimde, bir çok ülkeyi ziyaret etmiş olduklarını ve kimin onlara ne niyetle yaklaştıklarını az-çok anladıklarını belirttiler. Onlarla Almanya’dan, Türkiye’den ve genel şeylerden söz ettiğimiz sohbetimiz yaklaşık 2 saat sürdü. Sonra onları iskeleye götürdük ve onlar da motora binip Kabataş’a, yani gemilerinin olduğu yere döndüler.

Ben de bu turist konusu bitmez! Bir gün Üsküdar’da bir kıraathanenin önündeki küçük masalara oturmuş iki sarışın delikanlı gördüm. Yabancı olduklarını tahmin ettim, ama Türklere de benzedikleri için önce: “Merhaba” dedim. Anlamadıklarını görünce: “Hello” diye devam ettim. İspanya’nın Bask bölgesinden geldiklerini öğrendiğim bu iki delikanlıya Türk kahvesi ikram edip, daha sonra da talepleri üzerine onları Türk Halk Müziği albümleri alabilecekleri bir-iki yere götürdüm. Ayrılırken onlara telefonlarımı verdim. Daha sonra beni aradılar ve bu delikanlıları önce ofisimde, sonra da bir Türk ailesi ve Türk evi görmeleri için evime davet ettim ve onlar da geldiler. Ertesi yıl, bu iki delikanlının kız kardeşi İstanbul’a geldi ve Ramazan Ayı’nda olduğumuz için birkaç akşam iftar için Türk ailelerine misafir olma keyfini yaşadı. Bu bayan, özellikle yaşlı-genç bütün aile bireylerinin bir masanın etrafında yemek yemelerini çok ilginç ve güzel bulduğunu söylemişti. Çünkü onların ailesinde, bütün aile bireyleri ayrı evlerde yaşıyorlarmış; anneleri de yalnız ve yaşlı olmasına rağmen kendi evinde ve yalnız yaşıyormuş!

Turistlere şakayla karışık takıldığım zamanlar da oluyor. Bir gün Fransız bir grup bizim mahalleye gelmişti. Ben konuşmak istediğim de korkmuş gibi uzaklaştılar ve İngilizce anlamıyorlarmış gibi yaptılar. Ben de arkalarından gülerek bağırdım: “Bizim mahallemize gelmekten korkmuyorsunuz, ama bizimle konuşmaktan korkuyorsunuz! Bunu anlamış değilim! Dua edin peşinize düşmüyoruz!” Benim bu sözlerim üzerine turistlerden birisi bana dönüp kahkaha atmaya başladı!

Bunları yabancı dil biliyor olmanın, hayatıma kattığı şeylere örnek olması açısından anlatıyorum. Bir dili az-çok öğrenmiş ve sadece çat-pat konuşuyor da olsanız, yukarda anlattıklarıma benzer ve bence keyifli şeyleri yaşayabilirsiniz!

Yoksa ben eğitimciyim, bunları kendimi özel hissetmek için değil, bu “özeliğin” herkeste olmasını istediğim için yazıyorum. Bana kendimi özel hissettiren bir şey varsa, o da budur!
---------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
---------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
İngilizce Öğrenmek-İngilizcenizi Geliştirmek İçin Kullanabileceğiniz Kaynaklar
Turistlerle MaceralarımI
Bir Merhabanın Getirdikleri: Basklı Dostlarımız
Bir Tür Bağımlılık: Yabancı Ülkeler Görmek
Bu Sefer Size Üsküdar-Eyüp Hattı’ndan Yazıyorum!
Anlamlı Sonuçlara Ulaşmak İçin, Size “Anlamsız” Gelen Tekrarlar Yapmanız Gerekebilir!
Türkiye’de yabancı Dil Öğretiminde Temel Sorunlar ve Muhtemel Çözümleri
Öğrenmekte Olduğunuz veya Öğrenmeyi Planladığınız Dili Sevmeye Çalışıyor musunuz? Aranızda Duygusal Bir Bağ Var mı?
Seçimlerimiz Çok mu Trajik?
Neden İngilizce Konuşamıyorum!
Hangi Dilleri Öğrenelim?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com



---------------


Labels: , , , , , , , , , , , ,

Thursday, May 28, 2009

İNSANLAR İNGİLİZCEYİ VEYA BAŞKA BİR YABANCI BİR DİLİ ÖĞRENMEYE BAŞLARLAR, AMA "NİTELİKLİ" KARARLAR SONRADAN GELİR (72)


Ülkemizdeki dersanelerde ve eğitim kurumlarındaki en büyük eksikliklerden birisi, öğrencinin yabancı dil öğrenmeye başlamasının onun bu konuda kararlı olduğunu gösterdiğinin düşünülmesidir.

Hazırlıkta öğretmenlik yaptığım dönemlerde, bir öğretmenle sohbet ederken: “Öğrencilerimizin önemli bir kısmı yüksek notlarla hazırlığı geçiyorlar, ama yaz tatilinden döndüklerinde İngilizceyi unutmuş oluyorlar. Demek ki sevdiremiyoruz bu işi” demiştim. Öğretmen arkadaşım: “Bu durum bizim sorunumuz değil” dedi. Ben de bunun üzerine şunu söyledim: “Öğrencilerimiz bizim onlara kazandırdığımız bir beceriyi yitiriyorlar ve bence bundan biz sorumluyuz. Yani çıraklarımıza sanatımızı öğretiyoruz, ama sevdiremiyoruz.”

Bir kişi, İngilizce öğrenmeye karar verip (daha doğrusu karar verdiğini düşünüp) bir dersaneye veya bir hocaya başvurduğunda güzel bir adım atmıştır. Ama bu kişi, uzun bir süre bir yol arkadaşına gerek duyar. Çünkü insanlar bir iş girdikleri zaman, sempatizanlık düzeyinden profesyonel düzeye geçmek için zamana ve desteğe ihtiyaçları vardır. “Profesyonellik” düzeyi derken kastettiğim şey, İngilizce düzeyinin artması değildir. Kişinin İngilizce öğrenmeye kararının “nitelikli” bir hâle gelmesidir. Yani “başlamış olmak”, aslında ve ne yazık ki gerçekten “kararlı olmak” anlamına gelmemektedir.

Öğrencilerin Zihinlerinde Oynayan sorular

Bir öğrenci derslere başladığı zaman, zihninde şu türden sorular vardır: “İngilizce öğrenmek, mümkün olduğu kanıtlanmış bir süreç olsa bile, benim için mümkün mü?”, “İngilizce öğrenmek, hayatıma beklediğim katkıları getirecek mi?” veya “bu fedakârlığa veya çalışmaya değer mi?” Dolayısıyla, bir eğitimci veya kurum olarak, sizin bu soruları cevaplamanız veya en iyisi, öğrencinin bu cevapları kendisinin bulması için ona yardımcı olmanız gereklidir. Dolayısıyla öğrenci, uzun bir süre teşvik ve desteğe gerek duyacaktır. Aynı şey, İngilizce öğrenmeye “nitelikli” bir kararla başlayan öğrenciler için de geçerlidir. Onların bu nitelikli kararı da “pörsüme” tehlikesi altındadır. Bu türden öğrencilerin de, destek ve teşvike ihtiyaçları vardır.

Peki bu teşvik ve destek nasıl ortaya konur? İlk yapılması gereken şey, öğrencinin hedeflerinin belirlenmesi, kendisiyle ve İngilizceyle arasında kurmak istediği ilişkiyle ilgili olarak zihninde oynaması gereken veya oynamakta olan filmin belirlenip-netleştirilmesidir. Bu sonuçlara öğrenciyle konuşularak varılır. Hedeflerle zihinde oynayacak filmi birbirinden ayırmak gerekir. Hedefler, “2 yıl içinde İngilizceyi yazmak, konuşmak, dinlemek veya okumak şeklinde kullanabilmek istiyorum” gibi ifadelerle ortaya koyduğumuz programlar ve planlardır. Diğeriyse İngilizcemizi kullandığımız kısa bir filmdir. Mesela sosyal bir ortamda İngilizlerle çay sohbeti yaparken, onların Türkiye ile ilgili sorularını cevaplayabildiğinizi veya onların yorumlarını anlayabildiğinizi zihninizde bir film olarak görmektir.

Öğrencinin Hayatına Eklenmesi Gereken Şeyler

Daha sonra yapılması gereken şeyse, İngilizce öğrenmekle ilgili etkinlikleri öğrencinin hayatına eklemektir. Ödevlerini yapmasını, arabasında ses dosyaları dinlemesini, İngilizce filmler seyretmesini ve İngilizce metinler okumasını teşvik edip sağlamaktır. Bu konuda hemen sonuç alamazsanız bile, peşini bırakmamaktır. Benden ders almaya başlayan öğrencilerin, bazen 3 ay sonra ciddî bir karar verip, konuya sıkı bir şekilde sarıldıklarını gözlemliyorum. Sözgelimi bir gün ben hatırlatıp-vermeden onlar kitap veya başka bir dokuman istiyorlar. Anlıyorum ki, bu öğrencinin kararı artık ciddiyet kazanmıştır. Kararlarının nitelikli bir duruma geldiği o zamana kadar, onları bu süreç içinde tutmak ve aynı şeyleri sabırla tavsiye etmek benim-öğretmenin işidir. Kararların nitelik kazanması süreci, sadece yabancı dil öğreniminde değil, aynı zamanda, kararla başlayan bütün etkinliklerde göz önüne alınmaıs gereken bir konudur.

Eğer kendi kendinize bir yabancı dili veya İngilizceyi öğreniyorsanız, yukarda anlatmış olduğum şeyleri kendiniz için siz yapmak durumundasınız. “Evet bu işe başladım, ama nitelikli bir karar verdim mi?” sorusunu kendinize sıklıkla sormalısınız.

Bir öğretmen olarak en önemli şey, öğrencinin İngilizce ile duygusal bağ kurmasını sağlayıp onu öğrenme sürecinin içinde tutmaktır. Öğrenciyle öğretmen arasındaki bağ çok önemlidir. Ama öğretmenin temel endişesi, öğrenciyle İngilizce arasındaki bağın sağlam olması ve öğrencinin nitelikli bir karar ulaşmasıdır. Çünkü tatil, işlerin yoğunluğu, maddî konular veya buna benzer sebeplerden dolayı, öğrenciyle kurum veya öğretmenin yolları ayrılabilir. Ama öğrencinin İngilizce öğrenimiyle ilişkisi kesilmemelidir. Benim kişisel olarak çok dikkat ettiğim konu şudur: Çevremdeki kişilerin benimle olan ilişkilerini çok önemserim. Ama onların önemsediğimiz konularla, sözgelimi İngilizceyle olan ilişkilerini, onların benimle olan ilişkilerinden çok önemserim. Bir sebeple benden kopabilirler veya uzak düşebilirler, ama hedeflerinden ve çalışmalarından kopmalarını istemem.

Bunun en iyi yolu, öğrenciye bir hedef ve film bulmasını için yardımcı olmak, İngilizce öğrenebileceği ve keyif aldığı araçları kullanmaya teşvik edip, bunları öğrencinin hayatına eklemektir.
---------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
---------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:

İngilizce Öğrenmek veya İngilizcenizi Geliştirebilmek İçin Kullanabileceğiniz Kaynaklar
İngilizce Öğretimi Konusunda Yapılan Şartlatanlıklar; NLP’nin Kötüye Kullanımı ve Şapkadan Dinazor Çıkarmak!
İnsanların Hayatı Farklı Algıladıklarının Farkında Olmak Ayıp mıdır?
Kendi Başlarına İngilizce-yabancı Bir Dili Öğrenmeye Çalışanların karşılaşabileceği Olası Sorunlar
İnsanları Kaynaklara Ulaştırmak Bu Kadar mı Zor?
Türkiye’de yabancı Dil Öğretiminde Temel Sorunlar ve Muhtemel Çözümleri
Yabancı Bir Dili-İngilizce’yi Öğrenmeye Başlarken veya Devam Eederken
Yabancı Dil Öğrenimi Sadece Bilgi Alma Süreci Değildirler; Aynı Zamanda Beceri Kazanma Sürecidirler!
Yabancı Dil Öğrenmek ve Yürüyen Merdivenler
Hedeflere Dönüşmeyen Hayaller, Büyümeyen Çocuklar
Bir Yabancı Dili Öğrenmekle Edinmek Arasındaki Fark Nedir?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com

----------

Labels: , , ,

Sunday, May 24, 2009

YABANCI BİR DİLİ-İNGİLİZCEYİ KONUŞURKEN OTURUM YÖNETEBİLMEK (71)


Bazı kişiler yabancı bir dili-İngilizceyi düşük bir düzeyde bilmelerine rağmen, bu dili kullanarak bir yere kadar kolaylıkla iletişim kurabilirler. Bunun sebebi hata yapmaktan korkmamaları ve oturumu yönetebilmeleridir. Bazı kişiler de aslında İngilizce düzeyleri idare eder veya iyi durumda olduğu hâlde bir türlü konuşamazlar, daha doğrusu diyalogları sürdüremezler. Çünkü hata yapmaktan korkarlar veya oturumu yönetemezler.

“Oturum yönetmek” derken kastettiğim şey, içinde bulunduğunuz iletişim sürecinin-diyaloğun akışını kontrol altında tutabilmektir. Yani anlamadığınız ifadeleri veya anlamını bağlamdan çıkaramadığınız kelimeleri sormak, karşınızdaki kişinin konuşmasını yönlendirmek ve sözgelimi çok hızlı konuştukları zaman yavaş konuşmalarını rica etmek gibi şeyleri yapabilmektir. Fakat insanların çoğu bunları yapmaktan çekinirler ve konuyu “gurur mevzuu” yaparlar!

Aslında İngilizceniz zayıf bile olsa konuda çekinmeye gerek yoktur. Çünkü siz ortaya bir çaba koyuyorsunuz ve karşınızdaki kişi bunu takdir edecektir. Ayrıca çok iyi bir İngilizceniz olsa bile, karşınızdaki kişileri kolaylıkla anlamanız her zaman mümkün olmayabilir. Çünkü karşınıza her zaman akıcı ve net konuşan yabancılar çıkmayacaktır. Mesela ben İngilizce öğretmeniyim ve İngilizceyle bayağı bir ilgili olduğumu söyleyebilirim. Ama beni zorlayan birçok diyalog hatırlıyorum. Sözgelimi bir gün Çin’de bir fabrikada pazarlama müdürüyle konuşuyorduk ve İngilizcesini hiç anlamıyordum. İngilizceyi sonradan öğrenmiş bir yetişkindi ve İngilizce mi konuşuyor yoksa Çince mi karar veremiyordum! Pazarlama sorumlusuydu ve toplantıda haklı olarak fikirlerini aktarmak istiyordu! Yine Çinli olan, ama İngilizce eğitim veren bir kolejden mezun olmuş ve dolayısıyla daha açık bir İngilizce konuşan genç bir tercüman vardı da, o bizim anlaşmamızı sağlıyordu. Fakat pazarlama sorumlusu bu kişiye de saygı duyduğumu göstermek için, (heyet üretim birimlerini dolaştığı sırada) onu bir köşeye çektim, onu anlayana kadar gözlerine bakarak dinledim ve en sonunda anlaştık!

Burada sorun, o kişinin İngilizcesindeki anlaşılmazlığı yüzüne vurmadan ve dolayısıyla onu herkesin içinde mahcup etmeden iletişim kurmaktı. Orada bizden başka kimse olmadığı için anlayamadığım ifadelerini istediğim kadar tekrar ettirebilmiştim. Bu tür durumlarda gerçekten çok dikkatli ve diplomatik olmanız gerekir!

Anadili İngilizce Olan Kişilerle Konuşurken

Eğer bir Amerikalı veya bir İngiliz’le konuşuyorsanız, çekinmenize gerek yok. İngilizceyi öğrenmekte olduğunu ve şimdilik çok akıcı konuşamadığınızı rahatlıkla ifade edebilirsiniz! Bu durumlarda ve genelde rol yapmaya gerek yok! Bu konuda anlayışlı olduklarını söyleyebilirim. Özellikle karşınızdaki kişiyle ticarî bir ilişkiniz varsa, size daha da anlayışlı davranacaktır. Çünkü siz onunla başkaları arasında köprü durumundasınız; İster şirketten birini soruyor olsunlar, isterse sizden öğrenmeleri gereken şey basit bir ayrıntı olsun, siz o anda önemli-kilit bir kişisiniz!

İngilizceyi veya bir yabancı dili kullanarak iletişime geçmek deyince, aklınıza gelen şey, durmadan konuşmak olmasın! Dinlemek de iletişimdir. Dolayısıyla konuşma becerinizi ilerletirken, dinleme becerinizi geliştirin. Dinleme becerisi konuşma becerisinden önce gelişir ve dinleme becerinizin gelişmiş olması da bir avantajdır. Diyaloglar kurarken, çok akıcı konuşamazsanız da, soru sorup-dinleyin! Özellikle yemek, kahve ve çay faslı gibi sohbet ortamlarında, insanlar kendilerini dinleyen kişilere karşı sempati duyarlar. Muhataplarınıza onların konuşmaktan keyif aldıkları konularla ilgili sorular sorun. Onları dinlerken anladığınızı bir şekilde belli etmeniz gerekir. Bu konudaki önemli ilkeler şunlardır: Birincisi fazla özel sorular sormayın. İkincisi her insanın konuşmaktan hoşlandığı şeyler; aile, çocuklar, hobiler vs ile ilgil sorular sorun. Üçüncüsü sorduğunuz soruların cevaplarını gerçekten merak edin.

İngilizceyi veya başka bir yabancı dili kullanarak iletişim kurarken, gösteri sanatlarındaki ilkeyi hatırlayın! İster bir sanatçı olun, ister bir jimnastikçi veya başka bir meslekten olun, gösteri anında hata yaptığınızda panik olmayın! Hatanızı gayet nazik bir şekilde düzeltin! Çünkü İngilizceyi akıcı konuşamamak suç değildir! Konumunuz ve pozisyonunuz itibariyle İngilizceyi akıcı şekilde konuşamayışınız bir eksiklik olsa bile, bunu gidermeye çalışıyor olmanız takdire şayandır ve bu yolda biraz rahat ve hatta bazen “pişkin” olmalısınız! Siz bir bireysiniz ve akıcı olmayan İngilizceniz yanında elbette birçok güzel özelliğiniz vardır! Ama bir yandan da filmler, ses dosyaları ve metinlerle İngilizcenizi geliştirin! 1-2 yıl sonra İngilizceniz gelişmiş olsun! İşi başka bir türlü bir “pişkinliğe” vurup, aynı yerde saymayın!

Bir her şeyi üzerinize alıp kişiselleştirmeyin! Mesela benim teyzemin konuştuğu Türkçeyi, Türkiye’de 3 yıldır Türkçe öğrenmekte olan bir yabancının anlayabileceğinden kuşkuluyum! Ben teyzemin Kırşehir aksanıyla konuştuğu Türkçeye bayılırım, ama zavallı bir İngiliz onu anlamakta bayağı zorlanır diye düşünüyorum! Yani sizin karşınıza hızlı konuşan, aksanlı konuşan bir Amerikalı veya İngiliz de çıkabilir! Bu sizin suçunuz değil! Ve bu durum İngilizcesi ileri düzeyde olanlar için de olası bir zorluktur! O kişiyi belki, o dili kullanan dostları da anlamakta zorlanıyordur! Kim bilir?

Acı yok, panik yok! Sabırla sorun ve sabırla dinleyin! Bu çabalarınızı aklı başında her insan takdir eder!
----------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
---------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
Sizin Derdiniz Nedir?
Neden İngilizce konuşamıyorum?
İngilizceyi veya Başka Bir yabancı Dili Konuşabilmek için Nasıl Bir Altyapıya gerek Vardır?
İngilizceyi veya Başka Bir Yabancı Dili Konuşabilmek için Biraz "Pişkin" Olmak Lazım!
Sizin Derdiniz Nedir?
Yabancı Dil Öğreniminde Genel Kültürünüzün Geniş Olmasının Önemi
İngilizce-Yabancı Dil Öğrenme Konusunda Filmlerden ve Dizilerden Nasıl Yararlanabilirsiniz?
Yabancı Dil Öğrenimi Sadece Bilgi Alma Süreci Değildirler; Aynı Zamanda Beceri Kazanma Sürecidirler!
Bir Yabancı Dili Öğrenmekle Edinmek Arasındaki Fark Nedir?
Yabancı Bir Dili-İngilizce’yi Öğrenmeye Başlarken veya Devam Eederken
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com

----------




Labels: , , ,

Wednesday, April 22, 2009

İNGİLİZCE ÖĞRETİMİ KONUSUNDA YAPILAN ŞARLATANLIKLAR; NLP’NİN KÖTÜYE KULLANIMI VE ŞAPKADAN DİNAZOR ÇIKARMAK! (70)


Bugün yabancı dil öğretim sektörü en çok “ütopya tacirliği” yapılan alanlardan birisi hâline gelmiştir. Yabancı dil ve özellikle İngilizce bilmenin gittikçe daha fazla önem kazanıyor olması, kişilerin "zaman fakirleri" olmaları ve dolayısıyla, acil çözümler aramaları vs gibi durumlardan dolayı, ütopya satışları iyice arttı! Bir gün ofisimin bulunduğu binanın karşısındaki bir dükkâna asılmış olan ve üzerinde "6 ayda garantili İngilizce!" ifadesi yazılı bulunan ilanı görünce kahkahayı basmıştım! Fakat bu ilanı veren kişinin aslında biraz insaflı olduğunu daha sonra anladım! Zira bazı kurslar, öğrenciyi 5 ayda başlangıç düzeyinden alıp, ileri düzeyin kapısına getirebileceklerini iddia etmektedirler. Bana göre bu iddia, çağımızın en büyük ve ne yazıki bu ülkede görmekten üzüntü duyduğum “şarlatanlıklarından” birisidir. Matrix filminde becerilerin beyne yüklenmesi bile daha gerçekçidir. Çünkü orada uyanıkken rüya görmek-“Lucid Dreaming” vardır ve filmin ördüğü bu mantıkla her şey mümkündür. 5 ayda İngilizce” öğretmeyi becerebilseydik, ben kendim-bizzat Avrupa Birliği’nin kapısına dayanıp, bizi almaları gerektiğini söylerdim! Ve onlar da bu başarımızla eminim ki bu teklifimi kabul derlerdi!

Tefsir yazarı Elmalılı Hamdi Yazır'ın 6 ayda, Fransızca'da ve ileri düzeydeki bilimsel metinleri okuyacak düzeye geldiği söyleniyor. Ama onun sıra dışı bir alim olduğunu, yabancı dil öğrenmeye ve genel anlamda öğrenmeye alışık olduğunu ve bu 6 aylık süre içinde sadece okumayı önemseyip-öğrendiğini unutmayalım. İngilizce öğrenmeye yeni başlayan bir kişi, 5 ay boyunca yemeden-içmeden çalışsa bile, bu sürenin sonunda İngilizceyi upper-intermediate-orta üstü düzeyde öğrenmiş bir hâle gelemez. Hele bütün becerileri edineceği iddiası komik ötesi bir iddiadır. Çünkü diller beceridirler, sadece bilgi değildirler. Zihnin ve kalbin zamana ihtiyacı vardır. Bir öğrencim bu tür bir kursla görüşmeye gitmiş ve görevliye:“Sisteminiz mucize öneriyor” deyince, ona “mucize sizsiniz” denmiş. Şimdi soruyorum, mucize iddiası kimdedir? Öğrencide mi, yoksa 5 ayda İngilizce öğreteceğini söyleyen kurumda mı? Tabi ki bu da bir tür kılıftır. Bir süre sonra öğrenci doğal olarak başarısız olunca, “bizde kabahat yok, siz mucize değilmişsiniz!” denecektir.

Konuya “şarlatanlık” deyişimi açayım: En baştan başlayıp 5 ayda bu düzeyde İngilizce öğrenmiş bir tek öğrencileri var mıdır? Ayrıca şu örneği de düşünün: Sizin konuştuğunuz Türkçeyi demiyorum, sözgelimi 15 yaşındaki bir çocuğun Türkçesini bir İngiliz’e Türkiye’de, bütün işi bu olmak şartıyla ve bütün, kinetik, işitsel, görsel vs araçları kullanarak 5 ay sonra kullanabileceği şekilde öğretmeye çalışın, bakalım ne oluyor ve nasıl bir sonuç alıyorsunuz? Burada en içerlediğim şey de NLP gibi insanlık için büyük bir kazanım olan bir sistemin bir reklâm çağrışım maddesi olarak kullanılması, “sihirli çubuk” gibi sunulması ve bu şekilde yıpratılmasıdır. Evet NLP, sağlıklı, kısa ve verimli yollar vaat eder, ama mucize vaat etmez!

Yandaki fotoğrafa bakıp da sihirbazlar hakkında negatif şeyler düşündüğümü sanmayın! Ben bu meslek erbabına saygı duyarım, çünkü işlerinde bir emek ve ustalık vardır. Gözlerimizi yanıltıp, şapkalarından tavşan vs çıkarmaları da hoşuma gider. Çünkü bizi yanılttıklarını zaten söylüyorlar ve biz de bunu kabul ediyor, parasını verip onları seyrederken şaşırıp-eğleniyoruz. Ama 5 ayda İngilizce öğretebileceğini iddia etmek, şapkadan dinazor çıkaracağını iddia etmekten farksızdır! Hadi şapkayı büyük yaptırmak mümkün ve ben bunu anlarım, ama dinazoru nerden bulacaksın da şapkadan çıkaracaksın!

Bazı kurslar, dikkat çekmek için ilginç başlıklar atabiliyorlar. Bunu anlayabiliyorum, çünkü kalabalık enformasyon akışı içinde dikkat çekmeye ihtiyaçları var. Fakat incelediğimizde bana oldukça akılcı gelen kamp yapma-odaklanma yöntemini kullanıyorlar. Düzey belirleme sınavı sonucunda öğrencileri düzeyleri hemen hemen aynı olan diğer öğrencilerle bir araya getirerek, bir hafta boyunca kurum içinde kalmalarını sağlayıp, bu şekilde onlara İngilizceye yoğun bir biçimde odaklanma şansı vermektedirler. Bu yöntemi tutarlı buluyorum: Çünkü öğrenci bir hafta boyunca İngilizce ile ilgileniyor; elbette her şeyi öğrenmiyor, ama konuya odaklanabiliyor, İngilizce ile ilişkisini pekiştirip onu yeniden tanımlayabiliyor ve tabî ki İngilizcesini geliştirmiş oluyor.

Bunun yanında İngilizce öğrenimi için gayet doğal bir süreci vaat eden, sürecin sonuna kadar yanınızda olan ve sizi her türlü araç ve gereçle destekleyen kursların varlığını duyuyorum ve bunları tanıdıklarıma öneriyorum.

Bir insanın İngilizce konuşulmayan bir ülkede ileri düzeyde İngilizce öğrenmesi, en azından 2 yılını alır. Ama bu sizi ürkütmesin, çünkü iki yıl çabuk geçer. Kısa yollar aramaktan konuya eğilmeye fırsat bulamayan kişilerin, çok daha fazla zamanı boşa geçirdiklerini sık sık görüyorum. Ayrıca her zaman söylediğim gibi, İngilizce öğrenmek bazen zor gelebilir, ama bu süreç, sadece sonunda değil yol boyunca da ödülleri olan bir süreçtir. Yani bu iki yılın, 5., 10. veya 16. ayında da meyvelerini toplamaya başlarsınız. Bu da size devam etmek için gerekli olan enerjiyi verecektir.

Sezai Karakoç “Ağustos Böceği Bir Meşaledir” adlı şiirinde sabrın: “Yaşamanın en büyük ilkesi” olduğunu söyler. Gerçek budur.

Yoksa ben de Fransızca’yı 5 ayda, Çince’yi de 6 ayda öğrenmeyi çok, ama çok isterdim!
-------------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
------------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın Hayatı
İngilizce'den Türkçe'ye Tercüme etme Keyfini yaşamış olduğum "NLP Workbook"adlı kitap
İngilizce Öğrenmek İsteyenlere Nasıl yardımcı Oluyorum!
Sezai Karakoç: “Ağustos Böceği Bir Meşaledir!
Şair, yazar Üstat Sezai Karakoç Hakkında
Bu Nasıl Ticaret Kanka?
Kurnaz Değilim, Ama Kurnazları Tanırım!
Türkiye’de yabancı Dil Öğretiminde Temel Sorunlar ve Muhtemel Çözümleri
Yabancı Bir Dili-İngilizce’yi Öğrenmeye Başlarken veya Devam Eederken
Yabancı Dil Öğrenimi Sadece Bilgi Alma Süreci Değildirler; Aynı Zamanda Beceri Kazanma Sürecidirler!
Neden İngilizce Konuşamıyorum!
Yabancı Dil Öğrenmek ve Yürüyen Merdivenler
Hedeflere Dönüşmeyen Hayaller, Büyümeyen Çocuklar
Bir Yabancı Dili Öğrenmekle Edinmek Arasındaki Fark Nedir?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com

----------




Labels: , , , , , , , ,

KENDİ BAŞLARINA İNGİLİZCE-YABANCI BİR DİLİ ÇALIŞANLARIN KARŞILAŞABİLECEĞİ OLASI SORUNLAR (69)


Kendiniz çalışarak da yabancı bir dili bir veya birkaç beceride hatırı sayılır bir düzeyde geliştirebilirsiniz. Ve eğer bir kursa gitmek veya İngilizce özel ders alma imkânınız yoksa bu şekilde devam etmenizi ve pes etmemenizi öneririm. Bununla birlikte elbette, bu şekilde çalışmanın da kendisine has sorunları olabiliyor. Bunlardan en önemli olanları, yalnız çalışmaktan gelen bezginlik hissi ve kaynakların çokluğundan dolayı ortaya çıkan fikir dağınıklığıdır. Bunlara ek olarak, ölçme ve değerlendirmedeki zaaf ve dolayısıyla nereden nereye gittiğini görememek de bir süre sonra öğrenciyi yormaktadır.

Aslında ben, herhangi bir kursa gitmekte veya hiç olmazsa mektupla öğretim kursu almakta yarar görüyorum. Çünkü bu şekilde, öğrencinin bir sistemi olmaktadır. Temel sorun, öğrencilerin en iyi kurslara veya özel derse göz dikmeleri, ama bu olmayınca diğer olanakları, mesela şaşaalı olmayan dil kurslarını “hor görmeleridir.” Bu düşünce yanlıştır. Gittiğiniz dil kursu çok gösterişli olmayabilir, ama bazı nitelikleri önemseyerek bunlardan birisini seçebilirsiniz. Size biraz fikir vereyim:

Size “ ayda İngilizce, 3 ayda konuşma” vs gibi ütopik şeyler vaat eden kurslardan kaçının derim. Belli bir düzeyiniz varsa, bunlar bir derece olur, ama yeni başlıyorsanız çok dikkatli olun derim. Ben, bütün becerileri yavaş yavaş her ünitede veren ve kaliteli destekleyici dokümanları olan ders kitaplarını kullanan kursları öneriyorum. Bazı kurslar 1 ay “reading-okuma”, 1 ay gramer, 1 ay diğer beceri şeklinde kurs vermektedirler. Bana göre bu sistem, öğrenciyi yormaktadır ve bezginlik meydana getirmektedir. Çünkü her ay farklı bir konuda ve birden yükleme yapmaktadırlar. Bu sistemin, zihnin çalışma şekline uygun olmadığını düşünüyorum.

Bir kursa giderseniz veya mektupla öğretim seti alırsanız her sorun çözülmeyecektir. Ama bugün en zayıf kursta bile bir sistem vardır ve nerden nereye gittiğinizi görebilirsiniz. Kursa gitmekle birlikte, hikâye kitapları, ses dosyaları dinlemeye ve filmler seyretmeye devam ederseniz, sonuç alırsınız. Belli bir düzeyden başlayıp, hikâye kitaplarını, ses dosyalarını kullanmaya devam edin. Kaynak bol olabilir, ama siz kendinize yakın bulduğunuz birkaç yöntem seçip, ısrarla devam edin.

Gerek kursların, gerek mektupla öğretim kurumlarının öğrenciye destek olmakla ilgili çalışmaları bulunmaktadır. Böylece tek başınıza yolunuza devam etmekten daha farklı bir duyguyla da cesaretiniz ve enerjiniz artabilir.

Herhangi bir sistem takip etmeyen öğrenciler, çok çalışsalar da bir gün zihinleri dağılmakta ve yorulmaktadırlar. Çünkü kaynak çoktur ve oradan oraya “zıplamaktadırlar”. İnternette yer alan kaynaklarda boğulmaktadırlar ve hangi düzeyden gelip hangi düzeye doğru gittiklerini ölçemedikleri için, büyük bir denizde yol almakta, ama ilerleyemedikleri hissine kapılmaktadırlar. Bir sürü yeni gramer kalıbı öğrendikleri ilk zamanlarda mesafe aldıklarını bilirler ve görürler. Ama sözgelimi intermediate-orta düzeyden sonra gramer konuları azalır ve öğrenci yeni şeyler öğrenemediği hissine kapılır. Bütün dünyada yabancı dil öğreniminin en çok terk edildiği düzeyin bu olduğu söyleniyor. Bunun önüne geçmek için düzeyli kitaplar ve ses dosyaları dinlenmelidir. Çünkü bu ay sözgelimi düzey 3 bir kitabı okurken 2 ay sonra 4. düzeydeki kitapları da anlamaya başladığınızı görmek size aldığınız mesafeyi hissettirir.

Kendisi İngilizce çalışan öğrenciler, sistem takip etmeye sıcak bakmazlar. Çünkü başlangıçtan itibaren önlerinde 6 kitap olduğunu görmek onları rahatsız eder ve hemen denize açılmak isterler. Halbuki öğrenci görmek istemese de o süreç oradadır ve atlamak mümkün değildir. En iyisi bu süreci kabul edip ona göre davranmakta yarar vardır. Kendi kendinize de çalışsanız, bir kurs kitabını rehber edinmenizi öneririm. Ayrıca o ders kitabının (Course Book) öğretmen kitabını alırsanız, her ünite için hazırlanmış olan ek dokumanları, sınavları ve bunların cevap anahtarlarını elde edip-kullanma imkânına sahip olursunuz. O kitabı merkeze koyup, diğer kaynakları o kitabın size verdiği yol haritasına göre kullanmanız çok daha fazla verimli olacaktır. Çünkü özellikle İngilizlerin hazırladığı kurs kitapları oldukça kalitelidirler ve sürekli geliştirilmektedirler.

Tabi ki temel konu, devam etmek, bırakmamaktır!

Gerçeği açıklıyorum: Yabancı dil öğrenmek emek, sabır ve zaman ister. Ama çok eğlenceli ve ödüllendiricidir de.
----------------
Savaş ŞENEL: Vizyonu, Misyonu ve Değerleri
---------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
İngilizce Öğretimi Konusunda Yapılan Şarlatanlıklar: NLP'nin Kötüye Kullanılması ve Şapkadan Dinazor Çıkarmak!;
İngilizce Öğrenmek İsteyenlere Nasıl yardımcı Oluyorum!
İngilizce Öğrenirken size yol haritası verebilecek bir ders kitabı serisi: Face2Face:
Face2Face serisini satın alabileceğinzi bir site:
Türkiye’de yabancı Dil Öğretiminde Temel Sorunlar ve Muhtemel Çözümleri
Yabancı Bir Dili-İngilizce’yi Öğrenmeye Başlarken veya Devam Eederken
Yabancı Dil Öğrenimi Sadece Bilgi Alma Süreci Değildirler; Aynı Zamanda Beceri Kazanma Sürecidirler!
Neden İngilizce Konuşamıyorum!
Bir dilde Metinler Okumadan O dili Öğrenmek Mümkün müdür?
Yabancı Dil Öğrenmek-Sesli yayınlar ve Bilinçaltının Kullanımı
Yabancı Dil Öğrenmek ve Yürüyen Merdivenler
Hedeflere Dönüşmeyen Hayaller, Büyümeyen Çocuklar
Bir Yabancı Dili Öğrenmekle Edinmek Arasındaki Fark Nedir?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
savassenel@savassenel.com


----------




Labels: , ,

Sunday, March 22, 2009

EVET, SAKALLIYDIM VE BİRAZ DA SPOR GİYİNMİŞTİM, AMA YİNE DE İNGİLİZCE KONUŞABİLİYORDUM! (68)


Bir gün Sirkeci’den tramvaya binmiş, Beyazıt’a doğru gidiyordum. O gün biraz spor giyinmiş ve o sıralar, aşağıdaki resmimde olduğu gibi, sakalıma da uzaması için izin vermiştim! Tramvay çok kalabalıktı ve ben de sırtımı kapıya dayamış vaziyette duruyordum. Ara-sıra dışarıya doğru-soluma baktığımda benim gibi kapıya dayanmış bir bayanla göz göze geliyorduk, ama bir kalabalıkta göz göze gelen iki yabancı olarak bakışlarımız gayet ilgisizdi. Önümde de, sohbet etmekte olan ve İngiliz olduklarını anladığım üç yaşlı bayan vardı. Bu bayanlara daha fazla boşluk verebilmek ve rahatsız etmekten kaçınmak amacıyla sırtım kapıya yapışmış gibi duruyordum. Bu üç bayan kendi aralarında konuşurlarken, ben de zaman geçsin ve biraz da şirinlik olsun diye söz karıştım ve İngiliz kültürüne gönderme yaparak onlara: “I see the queens here, but where are the kings?” yani “Kraliçeleri görüyorum, ama krallar neredeler?” dedim. Bayanlar da bana kahkahayla: “Krallarının evde torunlarına baktığını” söylediler ve derken sohbete başladık. Bir ara soluma baktığımda, az önceki bayanın şaşkın bakışlarıyla karşılaştım! Sanki içinden: “Bir yaşıma daha girdim” der gibiydi. Bayan: “Bu adam nasıl İngilizce konuşabiliyor”, “Bu adam nasıl böyle İngilizceyi konuşabiliyor?” veya “Bu adam nasıl konuşabiliyor?” der gibi bana bakıyordu ve işin ilginç yanı şaşkınlığını da saklamıyordu! Bu bayanın bakışlarını görünce, gülmemek için kendimi zor tuttum! “Spor giyinmem veya sakal bırakmış olmam veya bunlara benzer sebeplerle İngilizce konuşabiliyor olmam arasında nasıl bir ters bağıntı olabilir?” diye düşünmeye başladım! O bakışları sizler de görseydiniz benim düşündüklerimi düşünürdünüz! Kim bilir benim daha sonra Üsküdar’da gördüğüm şeyi, o görse neler hissederdi?

Onu da anlatayım size:


Bir gün Üsküdar’da yürüyordum. Birkaç Alman turiste rastladım. Yabancıları görünce genellikle yaptığım gibi onlara da: “Size yardımcı olabilir miyim” diye sordum. Ellerinde bir harita vardı ve bir yeri aradıkları belliydi. Derken, bana sordukları yeri hatırlayamadım ve köşede kâğıt mendil satan bir adama o yeri sordum. Adam bana nezaketle turistlerin nereli olduklarını sordu ve ben de: “Almanlar sanıyorum” dedim. Derken bu kâğıt mendil satan adam, turistlerin yanına geldi ve onlarla Almanca konuşmaya başladı. Ben şaşkınlık değil, ama küçük bir sevinç yaşadım, çünkü acelem vardı ve turistlere veda edip yoluma devam ettim! Bir yandan da orada gördüğüm simitçiye bakıp, “Acaba bu kişi de Almanca veya başka bir dil biliyor mudur?” deyip kendi kendime gülümsedim.

Diğer bir olay da yabancı dil konuşurken hata yapmaktan çekinenler için:

Çin’de Pekin’e karlı bir havada inip, toplantılar, ziyaretler yaparak, 12-13 gün boyunca ve değişen iklimle birlikte, Hong Kong’a doğru inmiştik. Çok yorgunduk ve hemen dinlenmek istiyorduk. Bildiğimiz ve eli-yüzü düzgün bir otele girdik ve iki erkek olarak, iki kişilik-ikiz ve ayrı yatakları olan bir odalarının olup-olmadığını sordum-öyle sorduğumu sanmışım. Resepsiyondaki görevli şaşkın gözlerle bize bakmaya başladı. Ben de içimden: “Bu çocuk biz niye böyle bakıyor?” diye düşünüyordum. Yorgundum ve hemen uyumak istiyordum. Derken biraz sabırsız bir şekilde: “Odayı görebilir miyiz?” diye sordum. Şaşkın delikanlı önümüze düştü ve odayı görmeye gittik. Odanın kapısı açılınca ne göreyim! Ortada kocaman ve iki kişilik bir yatak-king size bed vardı! Ben: “N’oluyoruz yahu?” anlamında bir şeyler söyledim. Derken durum anlaşıldı. Meğerse ben delikanlıya “twin beds” yani “ikiz-ayrı iki yatağı olan” oda istiyorum diyeceğim yerde “double room” yani “iki kişilik büyük bir yatağın yer aldığı oda” demişim. Yol arkadaşım, daha resepsiyonda durumun farkına varmış, ama neşeli bir hikâyenin ortaya çıkması için olayın gidişatına müdahale etmemiş! Neyse durumu düzelttik de çocukcağız kendisine geldi!


Bunlar yabancı bir dil öğrenen kişilerin başına gelebilecek olaylar. Evet yaşadıklarımız bazen şaşırtıcı ve komik şeyler olabiliyorlar. Ama hedefleri olan kişiler, mide spazmlarına, şaşırmaya, komik durumlara düşmeye ve fakat devam etmeye hazır olmalılar!

Değil mi ama?
--------------
www.savassenel.com
--------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
Çinle ilgili resmî bir site:
Hong Kong’la ilgili tasarimi çok farklı bir site:
Hong Kong’la ilgili İngilizce-resmî bir iste
Sizin Derdiniz Nedir?
İngilizceyi veya Başka Bir yabancı Dili Konuşmak İçin Biraz “Pişkin” Olmak Lazım İngilizce Konuşmakla Ateşte Yürümek Arasındaki Benzerlik Nedir?
İngilizce veya Başka Bir Yabancı Dili Konuşmak İçin Nasıl Bir Altyapıya İhtiyaç Vardır?
Hangi Dilleri Öğrenelim?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için: savassenel@hotmail.com
savassenel@yahoo.com

Labels: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Friday, January 02, 2009

SİZİN DERDİNİZ NEDİR? (67)


İngilizce öğrenmek veya İngilizcelerini geliştirmek isteyen kişilerle konuşurken, bu konudaki hedeflerini soruyorum. Cevap olarak en çok duyduğum cümleyse “derdimi anlatacak kadar İngilizce öğrenmek istiyorum!” şeklindeki ifadedir. Bu ifadeyi duyunca espriyle karışık bir şekilde “peki sizin derdiniz nedir?” diye soruyorum. Bu ifadeyi duyan muhataplarım genellikle, küçük bir şaşkınlık yaşadıktan sonra gülümsemeye ve “evet benim derdim nedir” diye düşünmeye başlıyorlar.

Evet sizin derdiniz nedir? Yani İngilizce konuşmak istiyorsanız bir “derdiniz”, yani iletmek istediğiniz bir mesaj ve dolayısıyla ulaşmayı hedeflediğiniz bir iletişim kalitesi vardır. “Derdimi anlatmak istiyorum” ifadesi, ancak sizin netleştirebileceğiniz bir ifadedir.

Bu durumda kişinin kendisini bir markayı konumlandırır gibi konumlandırması gerekir. Yani “ben kendimi nerede görmek istiyorum?” sorusunu sorup, İngilizce ile ilgili hedefini ona göre belirlemelidir. Yeni bir ürün veya hizmeti piyasaya sunmadan önce, o hizmeti veya ürünü satın alacak veya kullanacak olan hedef kitle belirlenir, yani o marka konumlandırılır. Dolayısıyla İngilizce öğrenmek isteyen birisi de kendisini görmek istediği konumu belirlemelidir. Bu konumu belirledikten sonra “derdinin” ne olduğu ortaya çıkar.

Sözgelimi kendinizi yurt dışında ve şehirde kaybolmadan dolaşırken hayal ediyorsanız, yapacağınız şey bir İngilizce konuşma kılavuzunu çalışmaktır. Ama kendinizi yabancı kişilerle sosyal konularda ayrıntılı sohbetler yaparken hayal ediyorsanız, hedefiniz daha da ciddî demektir. O zaman da çalışma tarzınız daha farklı, ayrıntılı ve uzun vadeli olacaktır. Hedeflediğiniz iletişim süreçlerinin içerikleri fikirsel açıdan ne denli karmaşık ve dolu olursa, öğrenmeniz gereken dilin düzeyi o denli yüksek ve niteliği de o denli karmaşık olmak zorundadır.

Kişinin “derdi” anlaşıldıktan sonra, hedefleri belirlenir ve zihninde konuyla ilgili olarak oynayacak olan bir film belirlenir. Bunlar belirlendikten sonra öğrenci için çalışmak daha kolay olacaktır.

Kişilerin “dertleri” kendilerine hastır. Bazı öğrencilerim, seyrettikleri filmleri anlamak istiyorlar, bazıları İngilizce seminerleri anlayabilmek ve anlamlı sorular sormak istiyorlar. Bazıları İngilizce kitaplar okuyabilmek bazıları da İngilizce yazışmalar yapabilmek istiyorlar. Bir kısmı da zaman için de bütün bunları yapabilmeyi hedefliyorlar. Bazı öğrencilerim veya bana danışan kişiler de, “dertlerini” tanımlamak konusunda benimle konuşurlar. Çünkü beklentilerini bilseler de, bunun için nasıl bir İngilizce düzeyine sahip olmaları gerektiğini netleştirmemiş olabiliyorlar. Zira bu, onların uzmanlık alanı değildir.


Ben de mesleklerini, beklentilerini ve buna benzer şeyleri öğrenip gerekli bilgileri edindikten sonra, onlara sorular sorarak nasıl bir hedef edinmeleri gerektiği konusunda onlara yardımcı olurum.

Dolayısıyla herkesin kendisine has bir “derdi” vardır. Edinmek istediği İngilizce düzeyi ve kalitesi bu dertle ilgilidir.

O zaman soruyu tekrarlayayım:

“Sizin derdiniz nedir?”
---------------
www.savassenel.com
-----------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
İngilizce Öğrenmek İsteyenlere Nasıl Yardımcı Oluyorum?
İnsanların Hayatı Farklı Algıladıklarının Farkında Olmak Yanlış mıdır?
Türkiye’de Yabancı dil Öğretimiyle İlgili Sorunlar ve Çözümleri
İngilizce Öğrenmekle Ateşte Yürümek Arasındaki Benzerlik Nedir?
İngilizce Konuşmak İçin Nasıl Bir Altyapıya Gerek Vardır?
Vizyon ve Misyonunuz Netleşmedikçe, Gününüz-Hayatınız Netleşmeyecektir.
----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@hotmail.com
savassenel@yahoo.com

















Labels: , , ,

Friday, December 19, 2008

İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENME KONUSUNDA FİLMLERDEN VE DİZİLERDEN NASIL YARARLANABİLİRSİNİZ? (66)


Dikkatle seçildikleri takdirde filmler seyrederek İngilizcenizi oldukça keyifli bir şekilde geliştirebilirsiniz. Bir yandan da eğlenmek, yeni bir şeyler öğrenmek, sinema konusunda veya seçtiğiniz bir alanda uzmanlaşmanız da mümkün olabilir. Fakat en azından başlangıç düzeyini geçmiş olmanız sizi bu konuda daha avantajlı yapar. İngilizceye yeni başlıyorsanız, hiç değilse dinlenirken veya zaten film seyretmeyi seviyorsanız, alt yazıyı anadilde ve seslendirmeyi öğrenmek istediğiniz dilde seçebilirsiniz.

Özellikle bir yabancı dil-İngilizce öğrenmek için film seyretmeyi düşünüyorsanız, televizyon değil de DVD ve benzeri formatındaki filmlerden yararlanmanızı öneririm. Böylece filmleri ileri-geri alabilir ve bazı bölümleri tekrar tekrar seyredebilirsiniz. Belgeseller de bu konuda kullanılabilirler.

Film seçerken şunlara dikkat etmenizi öneririm:

1. Sevdiğiniz oyuncuların yer aldığı filmleri seçin.
2. Sevdiğiniz veya ilgilendiğiniz konularda filmler seyredin.
3. Uzmanlaşmak istediğiniz alanlarda belgeseller seçin.
4. Özellikle gitmek istediğiniz bir ülke varsa, o ülkeye ait filmler seyredin. Bu şekilde o ülkenin kültürüne de aşina olmanız mümkündür.
5. Özellikle belgesel filmler seçerken alt yazılı olmaları konusunda dikkatli olun.
6. Ailece seyredebileceğiniz filmler de seçerseniz, ailenizle zaman geçirme ve eğlenme şansınız da olur. Bu arada çocuklarınız ve eşiniz de yabancı bir dile aşina olur.
7. Özellikle çocuklar, zaman içinde yabancı bir dile karşı aşinalık kazanmış olurlar.
8. Bazı filmleri eşinizle de seyredebilirsiniz. Eşinizin sevgi dili “nitelikli zaman” ise bu çok hoş bir etkinlik olabilir. Tabi ki onun sevdiği türden filmler seçmelisiniz.

Filmlerden nasıl yararlanılabilir:

1. İlk zamanlarda seslendirme yabancı dilde, alt yazı Türkçe olabilir.
2. Özellikle sevdiğiniz bir dizi varsa, onu tekrar tekrar seyredebilirsiniz. Konusunu ve karakterlerini ilginç bulduğunuz bir dizi, İngilizce açısından size çok şey kazandırır.
3. Sevdiğiniz dizileri veya filmleri önce Türkçe altyazıyla, daha sonra da tekrar İngilizce seslendirme ve İngilizce alt yazıyla seyredebilirsiniz.
4. Filmlerin pek çoğunun senaryosunu veya alt yazılarını internetten bulabilirsiniz. Bunları ayrıca da çalışabilirsiniz.
5. Bazı filmleri Türkçe seyredip, İngilizce alt yazı okuyabilirsiniz. Bu anlayışınızı, kelime haznenizi ve kullanım bilginizi artırır.

Film seyretmenin yararları

Film seyretmek, kelime haznenizi artırır, gramer bilginizin bilgi olmaktan çıkıp beceriye dönüşmelerini sağlar. Ayıca filmlerden edinebileceğiniz en önemli şey, doğru dil kullanımlarıdır-dili doğru bir şekilde kullanmaktır. Film seyrettikçe veya o dilde okudukça ve ses dosyaları dinledikçe ifadeleriniz “orijinalleşmeye” başlar, yani Amerikalılar veya İngilizler gibi aslına uygun konuşmaya başlarsınız..Elbette İngilizce konuşurken İngiliz veya Amerikalı olmadığınız anlaşılacaktır. Ama konuşmalarınız sizinle aynı seviyede kelime haznesine sahip, ama filmlerden ve diğer kaynaklardan yararlanmayan kişilerden daha “doğal” ve akıcı olur. Bu da sizin için bir fark demektir. Yabancı kültürü de tanıdığınızdan kendinizi daha kolay, daha doğal ve sözü dolaştırmadan-kısa yoldan ifade edebilirsiniz.

Filmleri seyrederken, onların resmî sitelerini de ziyaret edip okuyabilirsiniz. Ayrıca filmler üzerine yorumlar okuyabilirsiniz. Filme veya diziye aşina olduğunuz için, bu sitelerden pek çok şeyi anlar ve yeni kelimeler, deyimler ve kullanımlar öğrenebilirsiniz.

Bazı öğrencilerim sözgelimi "Lost" dizisini tekrar tekrar seyrederek İngilizcelerini geliştiriyorlar. Özellikle sevdiğiniz bir dizi, İngilizce konusunda size büyük katkılar sağlayabilir.

Aslında hepimiz film seyrediyoruz. Yapmamız gereken şey, amacımız doğrultusunda filmler seçmek ve daha dikkatli bir şekilde seyretmektir. Zaman içinde hem İngilizcenizin hem de bazı alanlardaki bilginizin zenginlediğini göreceksiniz.
---------------------------
www.savassenel.com
---------------------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
Filmlerin diyaloglarını-senaryolarını veren bir site
Dünya Filmleri hakkında bilgi alabileceğiniz İngilizce bir site.
”The Matrix” adlı filmin resmî web sitesi
Sinema Filmleri ve Videolar, Yabancı bir dil-İngilizce Öğrenirken İşimize Yararlar mı?
Bir Dili Öğrenmekle, Onu Edinmek Arasında Ne Gibi Farklar Vardır?
Bir Dili Öğrenip-Edinirken, Tanıdık İçeriğe Sahip Dokumanlar Kullanmanın Yararları
İngilizceyi veya Başka Bir Yabancı Dili Konuşmak İçin Nasıl Bir Altyapıya Gerek Vardır?
Yabancı Bir Dil-İngilizce Öğrenmek Bir İyi Bir de Kötü Haberim Var?
----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@hotmail.com

Labels: , , ,

Monday, December 01, 2008

İNGİLİZCE ÖĞRENMEK KONUSUNDA SAHİP OLDUĞUMUZ BUNCA İMKAN İÇİNDE BİRAZ ŞIMARIYOR MUYUZ NE? (65)


Bir keresinde babamın kitaplarından birisi elime geçmişti. Bu, İngilizce “öğrettiğini” iddia eden bir kitaptı. Kitaba sevgiyle, ama biraz da gülümseyerek bakmaktan kendimi alamadım. Çünkü kitabın bugün yabancı dil öğretiminde kullanılan kitaplar ve diğer araç-gereçlerle ilgisi veya benzerliği yoktu. Eser, tamamen gramer öğretimine dayalı, içinde bir tek resim bile bulunmayan, sadece listelerden ve çizelgelerden oluşan bir kitaptı.

Günümüzdeyse, İngilizce öğrenmek isteyenler, her türlü görsel ve işitsel desteğe sahipler. Örnek olarak benim bu sıralar kullandığım bir kitaptan söz edeyim size: “Face2Face” adlı bu İngilizce öğretim kitabı, sosyal ve güncel konular içeren, bol resimli, alıştırmalarla, ek çalışmalarla ve diğer yardımcı bölümlerle dolu bir kitap. Ayrıca CD-ROM ile ve ses CD’leri ile desteklenmiş ve ana ders kitaba paralel bir içeriğe sahip olan bir DVD’si de var. Öğretmen kitabındaki diğer dokumanları da bu listeye ekleyebiliriz.

Bütün bunların yanı sıra, öğrencilerimize durumlarına ve ihtiyaçlarına göre internet siteleri, linkler, videolar önerebiliyoruz. Görsel ve işitsel olarak, kendi evlerinde, ofislerinde veya ulaşım araçlarında İngilizce öğrenebilmeleri için kullanabilecekleri bir sürü araç ve gereç tavsiye edebiliyoruz. Bu araçların hepsini kullanmaları gerekmiyor. Söylemek istediğim şu: Bugün öğrenciler, kendi algılarına uyan en az bir veya iki araç bulabilirler. Tabi ki, doğru yönlendirilirlerse ve yabancı dil öğrenmek konusunda ciddi bir tutuma sahiplerse.

Peki bunca araç ve gerecin varlığı ne gibi sonuçlar doğuruyor? Birincisi öğrencinin rehberi yoksa öğrencinin kafası karıştıyor. İkincisi bunların çokluğu öğrenciyi şımartıyor. “Ses dosyaları yetmez DVD de isterim” vs gibi tavırlara giriyorlar. “Yoksunluk kültürü” ortaya çıkıyor. İnsanlar ellerindeki araçları daha verimli kullanmak yerine, “şu da olsa daha iyi olurdu, bu da olsa daha iyi olurdu” gibi cümleler kuruyorlar.

Mesela bizim nesil İngilizce öğrenirken, ders dışında kullanabileceğimiz araçlar bu kadar zengin bir çeşide sahip değillerdi. Kitaplar, kasetler ve belki videolar vardı. O dönemde Türkiye’de interneti tanıyan fazla insan da yoktu. Evet ben lise sonda yani bundan 22 sene önce bilgisayar kursuna gitmiştim ve başarıyla da bitirmiştim, ama daha sonra çevremde kimse bana bu konuda ilerleyebileceğimi söylememişti. Belki bilgisayar dünyasının ne denli gelişeceğini onlar da akıl edememişlerdi.

Ama İngilizce öğrendiğim dönemlerde, hikâye kitaplarını keşfetmek veya İngilizce Konsolosluğu kütüphanesinden radyo tiyatroları alıp-dinleyebiliyor olmak beni mutlu ediyordu. Öğrencilik dönemimde mutfakta yemek yaparken veya bulaşık yıkarken İngilizce kasetler dinlemek bana keyif veriyordu. Üniversitedeki ilk yılımda mutfakta, otobüslerde veya odamda çok kaset dinlemiştim. Bu kasetleri dinlemiş olmak, İngilizcemi o kadar etkilemişti ki, ertesi yıl derslerin birisinde ben birkaç cümlelik bir konuşma yaptıktan sonra, hocam bana “yaz tatilinde İngiltere’ye mi gittin?” diye sormuştu. Hâlbuki bu gelişim, yaz tatilinde İngiltere’ye gitmekle olacak şey değildi. Çünkü ortalama günde 1 veya 1,5 saat, hatta daha fazla süre İngilizce kasetler dinlemiştim ve dinlemeye de devam ediyordum. Bu da 1 yılda yaklaşık 400 saat etmişti. İngiltere’de 3 ay kaldığınızda bu kadar çok İngilizce duyamazsınız. 1 yıl da kalsanız, TV seyredip radyo dinlemezseniz, bu kadar İngilizce konuşmayı duymanız yine de mümkün değildir. Hocamızı yanıltan esas konu, benim İngilizcemdeki gelişimi, çok pratik yapmış olmama bağlamasıydı, hâlbuki esas etken, aşağı-yukarı 400 saatlik bir süreyi dolduracak şekilde İngilizce radyo tiyatroları, seminerler vs dinlemiş olmamdı.

Şimdi ise öğrenciler, biraz “dağılmış” durumdadırlar. Evine misafir odası takımı alan, ama o odayı ailece kullanmayan kişiler gibi davranıyorlar. Ellerinde bir sürü cihaz, ara-gereç ve kitap var. Ama bir kaçına sıkıca sarılıp devam etmek yerine, bir oraya bir buraya savruluyorlar. Hâlbuki ders kitaplarına çalışıp, günde birkaç saat İngilizce ses dosyaları dinleseler veya hafta birkaç film seyretseler, birkaç ay sonra farkı görecekler. Fakat insanlar büyük zıplamalar aradıkları için, sebatla ve ısrarla atılan küçük adımların ne kadar büyük sonuçlar verdiklerini gözden kaçırıyorlar.

O kadar dağıtmaya gerek yok. Küçük görünen şeyleri alışkanlık hâline getirin. Her gün bir kaç sayfa İngilizce hikâye kitabı okumak veya Ipodunuza veya cep telefonunuza yüklediğiniz İngilizce hikâyeleri, seminerleri dinlemek size büyük bir açılım sağlayabilir. Bir öğrencim İngilizce şarkı sözlerini çözmeye meraklıydı. O şekilde İngilizcesini çok güzel bir şekilde ilerlettiğini biliyorum.

Yeter ki size uyan bir yol bulun ve devam edin. Size uyan yol, film seyretmek, gazete veya internet sitelerini okumak, karikatür okumak veya ses dosyaları dinlemek olabilir. Bunlardan bir kaçını birden de yapabilirsiniz. Yeter ki yoksunluk kültürünü bırakın, elinizdeki araçların kıymetini bilin ve sürekli ve düzenli olarak aynı şeyleri yapın.

Bakalım neler olacak?
---------------------------
www.savassenel.com
---------------------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
Sting, Yabancı Dil-İngilizce Öğrenmek ve Te’lif Gelirleri
İngilizce-Yabancı dil Öğrenmek Konusunda Bir İyi, Bir de Kötü Haber
Yabancı Bir Dili Öğrenmeye Başlarken veya Öğrenmeye Ederken Nelere Dikkat Etmeli?
İngilizce Konuşulan Bir Ülkede Olmak, İngilizce Konuşmak İçin Yeterli midir?
İngilizce Öğretmenliğimin İlk Yıllarından Anılar
Bir Yabancı Dili-İngilizceyi edinmekle Öğrenmek Arasındaki Fark Nedir?
İnsanların Hayatı Farklı Algıladıklarının Farkında Olmak Yanlış mıdır?
İngilizce Öğrenmek İsteyenlere Nasıl Yardımcı Oluyorum?
Yabancı Dil-İngilizce Öğrenmek ve Yürüyen Merdivenler!
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
---------------------

Labels: , ,

Saturday, July 19, 2008

KİTABI ÇIKMIŞ OLAN BİR YAZAR, DOSTLARINDAN, ARKADAŞLARINDAN VE ÖĞRENCİLERİNDEN NE BEKLER?


Arkadaşlarım, dostlarım veya öğrencilerim bana kitap satışlarının nasıl gittiğini soruyorlar. Ben de “iyi gidiyor” diyorum. Hâliyle mutlu oluyorlar. Bana kitabım hakkında bu soruyu soranların çoğu kitabımı almış oluyorlar. Fakat bazıları da kitaptan haberleri olduğu hâlde, kitabımı almamış bulunuyorlar. Ama her nasılsa kitabımın çok satmasını can-ı gönülden istiyorlar! Kitabımın iyi sattığı haberiyle yaşadıkları mutluluk, onlara kendi olası katkılarını unutturuyor. “Nasılsa kitap satılıyor, ben kitabı almasam da olur” hissine kapılıyorlar.
Onlarla aramızdaki hukuk açısından bakarsak, bu durum bana “şaka gibi” geliyor ve bana bu şaka yapıldığında, şakayı yapan kişiye yukarıdaki resimdeki gibi bakmaya başlıyorum!

Başka bir deyişle bu, bir çiçeğin büyümesini yürekten istediğini söylemek, ama ona bir damla su vermemek gibi bir şey! Halbuki bu kitap-çiçek çok su götürür!

İnsanların daha iyiye gitmesini istedikleri bir konuda, aslında katılımcı olabileceklerini unutmaları nadir bir olay değil. Bunu her yerde görebiliriz. Bir konuyu geliştirebilecek kişilerden birisi olduğumuz hâlde, kendi rolümüzü nedense unuturuz veya kendi katkımızı önemsiz görürüz. İyi bir şeyin gelişimine katkıda bulunmak, sanki başkalarının görevi gibi gelir. Halbuki, sizin attığınız veya atacağınız adım da çok önemlidir.

Kendisiyle sohbet ederek saatlerinizi harcamaya hazır olduğunuz birisinin kitabını almıyorsanız, aklıma şu gelir: Paranız zamanınızdan daha kıymetli demektir. Bu da bir dostunuz olarak beni kendi adıma değil, sizin adınıza üzer. Çünkü zaman paradan kıymetlidir. Dolayısıyla bu düşünce tarzına ulaşmış olmanızı veya en yakın zamanda ulaşmanızı diliyorum.

Elbette paranızı saçıp-savurun demiyorum. Bu hiç de akıllıca bir öneri olmaz. Ama bir yazarın iyi niyet ve temennilere ihtiyacı olduğu kadar, tirajı yüksek kitaplara da ihtiyacı vardır. Burada temel ilke şudur: Benim fikirlerimin başkalarına yararlı veya bir şekilde kazanım olduklarına inanmalısınız. Tavsiyedeki samimiyetin temel göstergeleri şunlardır: Tavsiye edilen ürünün, hizmetin veya eserin yararlı olduğuna inanmanız ve onu kullanmak üzere para harcamanız. Unutmayın insanlar güzel konuşmalardan değil, yaptıklarınızdan etkileniyorlar ve sizler de öylesiniz!

Türkiye pazarına kısa bir zaman önce girdikleri hâlde başarıyı yakalamış olan katlı pazarlama şirketlerinin sırrı buradadır. Distribütörlerine ürünleri önce kendilerinin kullanmalarını, ürünleri ve hizmetleri tanımalarını, sonra tavsiye etmelerini öneriyorlar. Bazı “uyanık” kişiler, bunu da pazarlama numarası olarak açıklasalar da, bu basit bir “kurnazlık” değil, çok mantıklı bir “pazarlama taktiğidir.” Evet taktiktir, ama “kurnazlık” ve “aldatma” içermiyor.

Özetle, bana kitap satışlarımın nasıl gittiğini soran kişilere, ilgilerinden dolayı müteşekkir olduğumu söylemek isterim. Ama kitabımı kendisi almış bir şekilde bana bu soruyu soranlara daha fazla müteşekkirim! Hatta bazıları herhangi bir şekilde bir dostlarına hediye vermekleri gerektiğinde, kitabımı hediye ediyorlarmış. Bir öğrencim bunu Babalar Gününde yapmış!

Kitabımı satın alıp, okuyup tavsiye edenlere daha çok müteşekkirim diyorum çünkü onlar sayesinde, yazmaya ve okumaya daha fazla zaman ayırıp, daha çok eser verebilirim. Girişimcilere, karmaşık piyasa koşullarında yaşadıkları “travmayı” atlatmaları, gençlere hedefleri konusunda ve daha bir çok kişiye bir çok konuda daha fazla yardımcı olabilirim. Ünlü olmak mı? Onu hiç sevmedim. Ünlü olmak, benim yolumun sonu değil, olsa olsa “katlanmak” zorunda kalacağım ve “bunaltıcı” bir yan ürün olabilir.

Kitabımı büyük kitapçılarda, internet mağazalarında bulabilirsiniz. Gittiğiniz bir kitapçıda raflarda kitabımı göremezseniz, mutlaka görevlilere sorunuz. Bir yerlerden bulup-getiriyorlar!
------------------------
www.savassenel.com
------------------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
Hayatı Iskalama Lüksün Yok!

-------














Labels: , , , ,

Thursday, June 26, 2008

YABANCI DİL ÖĞRENİMİNDE GENEL KÜLTÜRÜNÜZÜN GENİŞ OLMASININ ÖNEMİ (64)


Çok basit ve günlük bazı ihtiyaçlarınızı gidermek için bir yabancı dil mesela İngilizce öğrenmek istiyorsanız, bir İngilizce kılavuzu alıp, içinde yer alan cümleleri ezberlemeniz ve daha sonra kullanarak edinmeniz-pekiştirmeniz yeterli olur. Fakat daha büyük bir vizyonun bir parçası olarak yabancı bir dili öğreniyorsanız, genel kültürünüzü de geliştirmeniz gerekir. Yıllardır insanların yabancı dil öğrenmelerine yardımcı olan birisi olarak fark ettiğim en önemli şeylerden birisi de budur.

Çünkü ileri dil, ileri fikir dünyası olanlar için gereklidir. Sözgelimi çocuklar için “ileri İngilizce” ders kitapları yoktur. Çünkü çocuklar ileri seviyede duyarlı olsalar da, duygularını fikirlere dönüştürmüş değillerdir ve söze dökme gereği de duymazlar. Duygularını anlatmak daha çok beden dillerini kullanırlar. Dolayısıyla zaten ana dillerinde de çok kompleks konuşmadıklarından, yabancı bir dili de kompleks bir şekilde kullanmalarına gerek olmaz. Bu sebeple çocuklar için yazılmış olan herhangi bir “ileri İngilizce” kitabı yoktur.

Aynı durumu yetişkinler de yaşarlar. İngilizce öğrenmek konusunda bana danışan yetişkinlerin çoğu, ileri düzeyde İngilizce öğrenmek istediklerini belirtiyorlar. Fakat fikir dünyalarını “şöyle bir” yokladığımda, bir çok yetişkinin ana dillerinde çok karmaşık ve çeşitli konularda metinler okumadıklarını veya bu tür konularla ilgilenmediklerini anlıyorum. İleri düzeyde İngilizce öğrenmek istiyorlarsa, onlara genel kültürlerini de geliştirmelerini ve anadillerinde de okumalar yapmalarını da öneriyorum. Çünkü anlatacak ayrıntılı ve kompleks şeyleriniz yoksa, yabancı bir dili ileri düzeyde öğrenmenize de gerek yoktur. Zaten ileri düzeyde bir yabancı dil öğrenemezsiniz veya dili bir zarf olarak düşünürseniz, bu zarfın içine koyup karşınızdaki kişiye sunacak bir şeyiniz yoktur.

Bir de kişinin konuşma ve yazma seviyesinin, her zaman okuduğunu ve dinlediğini anlama düzeyinden daha aşağıda kaldığını hesaba katarsak şu ortaya çıkar: Dil ve kültür birikiminiz çok olmalı ki, oradan sızan üretim de hatırı sayılır olsun.

İngilizce öğrenirken en çok zorlanan öğrenci gruplarından birisi, genel kültürü zayıf olan öğrencilerdir. Çünkü sorun sadece dil değildir, metinlerin içerdiği konuları anlamakta güçlük çekerler. Daha net bir şekilde anlatmak gerekirse, bir okuma parçasının “Feminizm” kavramı etrafında yazıldığını var sayalım. Bu konuya az-çok vakıf olan birisi sözlük ve kısa açıklamalar yardımıyla bu metni anlayabilir. Ama konuya vakıf olmayan birisine bütün kelimeleri verseniz de metni anlayamayabiliyor. Çünkü aslında metnin içeriği olan konu hakkında fikri yoktur. Fakat öğrenci, genel kültürünün azlığının farkında olmaz, o, sorunun sadece İngilizcesinin yeterli olmaması sanır.

Genel kültürün geniş olması özellikle KPDS, YDS, TOEFL ve benzeri sınavlara hazırlanan kişiler için özellikle çok önemlidir. Bu tür sınavlarda, katılımcıların genel kültür düzeyleri ölçülmemektedir. Ama her sorunun ve özellikle okuma-reading sorularının bir konusu vardır. Dolayısıyla genel kültürü geniş olan kişiler, bu konulara önceden de aşina olduklarının farkına varırlar. Bu durum da metni daha iyi kavramaları konusunda inanılmaz bir oranda yardımcı olur. Fakat şu çok önemlidir: Metinle ilgil soruları genel kültürlerine göre değil metne göre cevaplamaları gerekir.

Dolayısıyla ben sözgelimi üniversitede okuma-reading dersleri verirken, öğrencilerle önce metnin içeriği hakkında fikir alış-verişi yapardım. Metnin içeriği ve ana fikri konusunda fikri edinen öğrenciler, dil öğelerini evde sözlük ve gramer yardımıyla çözebiliyorlardı. Ayrıca öğrencilerime anadillerinde de bol bol okumalarını, gazete ve dergileri incelemelerini önerirdim. Hazırlık okulunda ilk kurlardaki öğrencilere Türkçe gazeteler, dergiler veya kitaplardan okuma ödevleri verirdim. Çünkü genellikle öğrencilerin okuma alışkanlıkları zayıf olmaktaydı ve yılın başında sahip oldukları İngilizce düzeyi de gazete, dergi veya kitap okumaya yetmiyordu. Bazı öğretmenler, öğrencilerin sadece İngilizce ile ilgilenmeleri gerektiğini söylediklerinde cevabım şu olmuştu: “Bu öğrencilerin sadece İngilizce ile ilgilenmediklerini ve her gün Türkçe ama oldukça basit olan dizileri veya programları seyrettiklerini biliyoruz. Bunun yerine anadillilerinde seviyeli ve nitelikli şeyler okuyup dinlemeleri yabancı dil öğretmenlerinin işini kolaylaştırır. Çünkü bazı alışkanlıkları anadilde ediniriz.”

Özellikle hazırlık okulları, üniversitelerin portali yani giriş kapısıdırlar. Burada öğrencilere sadece yabancı bir dili öğretmek değil, başka bir sürü alışkanlığı kazandırmak zorundasınızdır. Genel kültürlerini genişletmeleri konusunda onlara yardımcı olmak, okuma alışkanlığı kazandırmak ve öğretmenden başka kaynakları da kullanma alışkanlığı vermek gibi şeyler de hazırlık okulunun görevleri arasındadır.
-----------
www.savassenel.com
--------------
Konuyla İlgili diğer yazılar ve öneriler: Açılmasını istediğiniz linki/ satırı tıklayınız:
Neden İngilizce Konuşamıyorum?
Okumadan Yabanci Bir Dili Öğrenmek Mümkün müdür?
İngilizce öğrenenlere nasil yardimci oluyorum?
Türkiye'de yabancı dil öğretiminde yaygın olan sorunlar
Vizyon ve Misyonunuz Netleşmedikçe Hayatınız-Gününüz Netleşmez.
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com





Labels: , , ,

Tuesday, June 24, 2008

STING, YABANCI BİR DİL-İNGİLİZCE ÖĞRETMEK VE TELİF GELİRLERİ (63)


Bir keresinde gazetede ünlü müzisyen Sting’le ilgi bir haber okumuştum. Habere göre, sanatçı dakikada 86 YTL te’lif ücreti alıyormuş. Çünkü bestelediği veya söylediği şarkılar, radyolarda, televizyonlarda veya benzeri yerlerde yayınlandıkça ortaya çıkan te'lif hakkı ona bunu sağlamaktaymış. Bir örnekle anlatmak gerekirse, Sting bir arkadaşıyla telefonda 10 dakika konuşsa, o sürecin sonunda 860 YTL kazanmış (hakediş) oluyormuş.

Halbuki aynı durum bundan 150 yıl önceki sanatçılar için geçerli değildi. Sözgelimi, Dede Efendi veya Mozart’ı dinlemenin tek yolu vardı. O da bizzat onların yanına gitmekti. O dönemde sanatçılar için de tek gelir kaynağı, yine bizzat konser vermekti. Sting gibi te’lif ücreti alamıyorlardı, eğer bizzat zaman harcayıp konser verirlerse, herhangi bir ücret alabilmeleri söz konusu olmaktaydı.

Matbaanın kullanıldığı dönemlerde, eğer te’lif hakkı anlayışı var idiyse, yazarlar veya yazıya dökülen eserlerin sahipleri için te’lif geliri almak mümkündü. Ama ne yazıkki bu, müzisyenler için geçerli değildi. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi, CD, kaset, radyo, TV veya gramafon gibi araçlar olmadığı için sanatçılar kendi eserlerini bizzat kendileri seslendirmek zorundaydılar.

Peki Sting’in aldığı te’lif gelirlerinin İngilizce öğretimiyle ilgisi nedir? İlgisi şudur: Bir İngilizce öğretmeni Sting’i model alabilir. Yani öğrencilerini doğru kaynaklarla tanıştırarak, onların günlük hayatları içinde İngilizce öğrenmeye devam edebilmelerini sağlayabilir.

Günümüz şartlarında İngilizce öğrenmek konusunda kaynak sorunu yoktur. Ama öğretmenin hangi kaynakların öğrenciye uygun olduğunu belirlemesi ve bu konuda öğrenciyi yönlendirmesi gerekir. Bu konuda koordinasyon sağlandıktan sonra, öğrenci artık her yerde İngilizce öğrenmeye devam edebilir. Başka bir şekilde anlatırsak, bir İngilizce öğretmeni evinde arkadaşlarıyla sohbet ederken, öğrencileri evlerinde, ulaşım araçlarında, ofislerinde veya buna benzer sınıf veya dersane dışı ortamlarda İngilizce öğrenmeye veya İngilizcelerini geliştirmeye devam edebilirler.

İngilizce öğrenmek de, sürekli çalışmaların sonucunda ulaşılan bir hedef olduğuna göre, bir öğrencinin sürekli olarak öğrenebilmesini sağlamak en iyi şey olacaktır.

Öğrencilerin sadece öğretmenle birlikte öğrenebildikleri, ama ondan ayrıldıklarında öğrenme sürecine ara verdikleri bir eğitim tarzı çok eksik bir sistemdir ve insanları hayal kırıklığına uğratır. Fakat ne yazık ki bir yandan da çok yaygın bir tarzdır.

Dolayısıyla Sting’le ilgili örneğimdeki gibi, öğrencilerimin benimle birlikte olmadıkları zamanlarda da öğrenmeye devam etmelerini isterim ve teşvik ederim. Benim işim, insanların hayatları boyunca benden ders almalarını sağlamak değil, onların en kısa ve sağlıklı yoldan hedeflerine ulaşmalarını sağlamaktır. Elbette İngilizce öğrenmek isteyenlerin benden veya çalıştığım kurumdan eğitim almalarını isterim. Ama öğrencilerin hızlı ve verimli bir şekilde İngilizce öğrenmeleri esastır. Çünkü bu durumda zaten beni veya çalıştığım kurumu dostlarına tavsiye edeceklerdir. İşin te’lif kısmıysa, onların hedeflerine ulaşma sürecini kısaltmaları konusundaki katkımdan dolayı, mutlu olmaları ve bunu benimle paylaşmalarıdır.

Dolayısıyla ofisimde çalışırken, telefonla veya internet ortamında bir öğrenciyle konuşma şansım olursa ve bana o anda İngilizce bir film seyretmekte, bir kitap okumakta veya bir ses dosyası dinlemekte olduğunu söylediğinde çok mutlu oluyorum. Onlar böyle yapınca benim yüküm hafifliyor mu? Hem evet, hem hayır? Yüküm hafifliyor, çünkü daha hızlı öğreniyorlar, sınıfta anlattığım şeyleri daha kolay kavrıyorlar. Bir yandan da yüküm ağırlaşıyor. Çünkü bana yeni sorularla geliyorlar ve hem onların sorularını cevaplayabilmek hem de onlara önerebileceğim yeni kaynaklar bulmak için benim de daha çok çalışmam ve araştırma yapmam gerekiyor.

Yine de ben bu şekilde öğretmenlik yapmayı seviyorum.
-----------
www.savassenel.com
--------------
Konuyla İlgili diğer yazılar ve öneriler: Açılmasını istediğiniz linki/ satırı tıklayınız:
Sting Hakkında
İngilizce dersleri dışında kullanabileceğiniz kaynaklar
Özgür Bir Öğrenme Atmosferi; Güzel Bir Dersane, Güzel Bir Gün
Yabancı Dil Öğrenimi ve Bilinçaltımız
Asenkron Öğrenme: Yabancı Dil Öğrenmek ve Yürüyen Merdivenler
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN:
savassenel@hotmail.com







Labels: , , , , , ,

Thursday, June 19, 2008

VİZYON VE MİSYONUZ NETLEŞMEDİKÇE HAYATIMIZ-GÜNÜMÜZ NETLEŞMEYECEKTİR (62)


Mesleğimin getirdiği bir durum olarak, bir çok kişi bana İngilizce öğrenmekle ilgili sorular sorarlar. Bu sorulara sorularla cevap verdiğim için, gelen cevapların zamanla bana öğrettikleri bir şey de, yabancı dil öğrenmenin de, aslında hayattaki her şey gibi, kişinin vizyon ve misyonuyla ilgisi olduğudur. Hayatıyla ve geleceğiyle ilgili olarak vizyonu net olmayan kişiler, İngilizce öğrenmekte de zorlanmaktadırlar.

Sadece İngilizce konusunda değil, herhangi bir konudaki kafa karışıklığında vizyonun net olmayışı en büyük etkendir. Geleceğe dair vizyonu net olmayan kişilerin, telefon söyleşilerinde, internette veya farklı yerlerde çok zaman harcadıklarını ama bir türlü bir yere varamadıklarını veya mutlu olmadıklarını görüyorum. Çünkü ne için çalıştıklarını bilmiyorlar.

Vizyon dediğimiz şey, geleceğe dair zihninizde taşıdığınız film veya görüntü anlamına gelir. Bu vizyonda, yani gelecekle ilgili bu filmde-resimde siz yer almıyor olabilirsiniz. Sözgelimi bir öğretmen olarak ben, öğrencilerimin veya benimle bir şekilde tanışmış olan kişilerin yabancı dil öğrenmeyi önemser hâle gelmelerini ve şu veya bu şekilde bir yabancı dili ve özellikle İngilizceyi öğrenmelerini isterim. Bu benim vizyonumdur. Ama ben, bu vizyon içinde olmayabilirim. Yani öğrencilerimle yolumuz bir şekilde ayrıldıktan sonra benim tavsiyelerime uyup verimli çalışmalar yapabilirler, İngilizcelerini iyi bir seviyeye getirebilirler ve benim bundan haberim bile olmayabilir. Yine de, bu durum, yine de benim vizyonumun gerçekleşmiş olduğu anlamına gelir.

Tarihimizden bir örnek vermek gerekirse, Çanakkale’de “yedi düvele” karşı savaşan askerlerimizin vizyonu Ülkenin bağımsızlığıydı. Ama bu askerlerin çoğu, sonradan gerçeğe dönüşen bu vizyonun içinde olamadılar. Çünkü cephede şehit oldular. Yine de ülkelerinin bağımsızlığı onların en net ve öz vizyonlarıydı ve gerçekleşmişti.

Bundan farklı olarak, vizyonunuz, sizin içinde bulunduğunuz, bir parçası olduğunuz veya başrolde oynadığınız bir film de olabilir. Mesela ailenizle daha rahat bir hayat sürmek, çocuklarınızın daha iyi şartlarda yaşaması ve sizin de buna keyifle tanık etmeniz, sizin ailenizle ilgili vizyonunuz, yani gelecekte gerçekleşmesini istediğiniz film olabilir. İçinde sizin de olduğunuz bir vizyon sahibi olmak da, sizin hakkınızdır. Kimse bir şey diyemez.

Bazı kişiler, vizyonları için çalışan kişileri “bencil” bulabilirler. Aslında bencilce olan şey bir vizyon sahibi olmak ve onun için çalışmak değil, başka kişilerin vizyonlarını, hayatlarını göz ardı ederek veya başkalarına haksızlık yapma pahasına kendi vizyonumuzu gerçekleştirmeye çalışmaktır.

Misyonsa, hayalinizdeki vizyonun gerçekleşmesi için seçtiğiniz yol veya her gün yapmanız gerektiğine karar verdiğiniz şeylerdir. Gelecekteki hayaliniz net bir şekilde biliyorsanız, misyonunuzu netleştirmeniz kolaydır. Mesela toplam kaliteye hizmet etmek istiyorsunuz ve bunu da benim gibi insanlara yabancı dil ve iletişim becerileri konusunda yardımcı olarak yapıyorsunuz veya yapmaya çalışıyorsunuz.

İşte bu noktadan sonra işler biraz kolaylaşır. Artık yapacağınız telefon görüşmelerinin, internet sohbetlerinin veya diğer etkinliklerin neye göre şekilleneceği belli olur. Bir yandan da farklı bir sıkıntı başlar. Çünkü vizyon ve misyonunuz, hayatınızda bir tasfiye-ayıklama gerektirir. Artık vizyon ve misyonunuza hizmet etmeyen şeyler yapmak istemezsiniz veya bunlara zaman harcadığınızda rahatsız olursunuz. Bu durumda, hayat içindeki ana etkinliklerinizi, arkadaşlıklarınızı, hobilerinizi ve diğer şeyleri vizyon ve misyonunuza hizmet edecek şekilde düzenlersiniz. Bu da değişim demektir ve her değişim sancılıdır.

Bu sancıya rağmen, vizyon ve misyonunuzu belirledikten sonraki zamanlarda, bir yere doğru gittiğinizi hissedersiniz ve duyumsarsınız. Gün geçtikçe, net sonuçlar almaya başlarsınız. Sözgelimi benim toplam kaliteye hizmet konusunda seçtiğim yöntemlerden birisi de yazmaktır. Yazmayı yavaşlattığım dönemler olmuştur. Ama tekrar başladım ve devam etim. Arkasından Bu yazılar internette içeriği zengin blogları ve daha sonra da bir kitabı meydana getirdiler. Her şeye değil birkaç şeye odaklanmanın ve devam etmenin ödülünü almış oldum.

Tercüme etmiş olduğum, vizyon ve misyonunuzu belirlemenize yardımcı olabilecek bir kitabın linkini aşağıda vermiş bulunuyorum. Bu kitapta size “paketlenmiş” bir vizyon ve misyon verilmemekte, doğru soruları sorarak bu iki şeyi tespit edebileceğiniz anlatılmaktadır.

Bu konuda biraz çaba göstermeniz gerekiyor, ama net bir vizyonun size getireceği net ve tatmin edici sonuçlar buna değecektir.
---------------------------
www.savassenel.com
---------













Labels: , , ,

Sunday, June 15, 2008

İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK KONUSUNDA SİZE BİR “İYİ”, BİR DE “KÖTÜ” HABERİM VAR! (61)


İngilizce veya başka bir yabancı dil öğrenmek istiyorsanız, size bir “iyi”, bir de “kötü” haberim var.

Size “kötü” gelebilecek olan haberimiz şu: Yabancı bir dili öğrenmek için de çalışmanız; bu konuya zaman ayırmanız gerekmektedir. Acı (!)gerçek şu ki, size heyecan ve keyif veren bir çok etkinlik varken, onlara kısa bir süre ara verip, İngilizce ile ilgilenmeniz kaçınılmaz bir etkinlik. Sosyal hayatı ve iş hayatı çok hareketli ve renkli olan bir öğrencime dediğim gibi: “Onca eğlenceli veya para kazandıran etkinliği kısa bir süre için de olsa bir yana itmek ve yabancı bir dili öğrenmek üzere kenara çekilmek ve çalışmak sana çok ilginç ve çekici gelmeyebilir. Ama yabancı dil öğrenme sürecinin kendisiyle birlikte ve sonunda gelen şeyler bence herkes için çekicidirler veya herkes, bu süreçte kendisi için yeterince çekici olan en az bir şey bulabilir.”

İkinci ve “iyi” haberim de şu: Yabancı dil öğrenme süreci, oldukça keyifli bir hobiyle meşgul olmak kadar eğlenceli olabilir. Çünkü yabancı dil öğrenimi, sözgelimi sözgelimi matematik öğrenimi gibi değildir. Bence matematik, oldukça “kıskanç” ve odaklanma isteyen bir bilim dalıdır. Ve matematikte ne kadar iyiyseniz, sosyal hayattan da o kadar “kopuk” olursunuz derler. Matematik çalışırken, sadece matematiğiniz gelişir. Tabi ki bu da az şey değildir. Çünkü matematik düşünebilmenin de bir sürü yan etkisi ve yararı vardır. Hem kişinin amacı da zaten budur.

Fakat bir filmi seyrederken, bir hikâyeyi, romanı okurken veya bir şarkıyı dinlerken, matematik çalışamazsınız, ama bunları yaparken, bir yandan da İngilizce öğreniyor olmanız mümkündür. Daha farklı bir şekilde ifade etmek gerekirse, günlük hayatta zaten yapmakta olduğunuz bir çok şeyi yeniden ele alıp-çerçeveleyerek, aslında hayatınızda büyük bir değişiklik de yapmadan, bir yandan İngilizce öğrenmeye devam edebilirsiniz.

Sözgelimi, diyelim ki zaten yabancı şarkıları dinlemeyi seviyorsunuz. İngilizce öğrenmeye başladığınızda, artık şarkıları daha bir dikkatle dinleyebilir, internetten şarkı sözleri indirebilir ve hem müzik dinleyip hem de İngilizce öğrenebilirsiniz.

Mesela bir çoğumuz filmler seyretmeyi severiz. Yapacağınız şey, sevdiğiniz filmleri İngilizce dublaj ve Türkçe alt yazıyla seyretmektir. (Bir süre sonra her ikisi de İngilizce olabilir.) Bu durumda “bir taşla iki kuş” vurmuş bulunacaksınız. Böylece, İngilizce’ye müstakil olarak ayırmak zorunda olduğunuz zaman o kadar çok olmak zorunda kalmayacaktır.

Sözgelimi fıkra, makale veya kısa yazılar okumayı seviyorsunuz, bu durumda sözü geçen bu şeyleri İngilizce olarak okuyabilirsiniz.

Diyelim ki video seyretmeyi seviyorsunuz. İngilizce konuşulan veya İngilizce altyazılı olan videolar seyredebilirsiniz. Hatta bu videoları belirli bir konuda seçerek, hem belli bir konuda uzmanlaşmamız, hem de İngilizcenizi geliştirmeniz mümkün.

Mesela ben radyo dinlemeyi severim. Bir yandan da Fransızca öğreniyorum. Peki sizce radyo dinleme keyfini bu amacımla nasıl birleştirdim? Geceleri çalışırken, Paris’ten canlı yayın yapan bir radyoyu dinliyorum. Paris’te bulunma şansını yaşamış olduğum için de, hem o günleri hatırlıyorum, hem de yeniden radyo programları yapmayı planladığım için dinlediğim programlardan yeni fikirler edinme şansım oluyor. Bir yandan da Fransızca öğrenmiş oluyorum!

Dolayısıyla “İngilizce çalışmak için zaman lazım” diyen kişiler biraz haksızlık yapıyorlar. Aslında daha önce yaptıkları şeyleri, yeniden organize ederek, ekstra bir zaman harcamadan da İngilizce öğrenebilirler. Tabi ki bir kursa gitmek, ders almak veya klasik anlamda masaya oturup bazı çalışmalar yapmak gerekiyor. Ama İngilizce öğrenmek için sürekli olarak masaya oturup, sadece klasik bir şekilde ders çalışmanız gerekmiyor. Otobüslerde ses dosyaları dinleyebilirsiniz. Evet bilgisayarda da İngilizce çalışabilirsiniz. Ama kent yaşamında yolda, mutfakta veya bekleme salonlarında geçen zamanlarınızı bir hesap ederseniz, İngilizce ses dosyaları dinlemenin size nasıl zaman kazandıracağını sizler de hesap edebilirsiniz. Vapurda veya oturarak seyahat etme şansı yakaladığınız diğer araçlarda İngilizce ders kitapları veya hikâye kitapları da okuyabilirsiniz. Sözgelimi birlikte İngilizce çalıştığımız bir avukat hanım, kent içinde çokça seyahat ettiği için vapurlarda İngilizce çalışıyor.

Tekrar etmek gerekirse, İngilizce veya yabancı bir dili çalışmak, sözgelimi matematik gibi başka bir branşı çalışmaktan farklıdır. Eskiden beri yapa geldiğiniz bazı etkinliklerinizi İngilizce ile birleştirerek, bir taşla bir sürü kuş vurabilirsiniz.

Ne dersiniz?
-----------
www.savassenel.com
--------------
Konuyla İlgili diğer yazılar ve öneriler: Açılmasını istediğiniz linki/ satırı tıklayınız:
Geceleri dinlediğim ve Paris’ten yayın yapan radyo kanalı
İngilizce yayın yapan Kanada Radyosu


----------




Labels:

Sunday, June 08, 2008

YABANCI BİR DİL ÖĞRENMEYE BAŞLARKEN VEYA DEVAM EDERKEN (60)


Bir sınıf öğrenciyle olsun veya tek bir öğrenciyle olsun, İngilizce çalışmaya başladığımda, onların konuya olan bakış açılarını yenilemekte yarar görüyorum. Çünkü bir konuya bakış açımız net ve sağlıklı değilse, daha sonra konuyla ilgili olarak aldığımız bilgiler, bizde vukufiyete-uzmanlığa dönüşmezler veya bu vukufiyete ulaşmak için gereğinden fazla sıkıntı çekeriz.

Düşünce tarzımızdaki eksiklikler veya yanlışlıklar, konuyla ilgili eylemlerimizi verimsiz kılabilirler veya onları boşa çıkarabilirler. Bu açıdan, İngilizce veya başka bir yabancı dili öğrenmeye başlayan veya hali hazırda öğrenmekte olan kişilerin aşağıda verdiğim konular üzerinde düşünmelerini yararlı buluyorum.

1. Herkes İngilizce veya bir yabancı dili öğrenebilir: Sözgelimi “Herkes şair olabilir ve şiir yazabilir” ifadesi gerçeği içermez. İnsanlar şair ruhlu olabilirler, ama şiir yazmak, yani şair olmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Bununla birlikte herkes bir yabancı dili öğrenebilir. Fakat, kişilerin yabancı dil konusunda aldıkları sonuçları farklı kılan bazı etkenler vardır; anadilleriyle olan bağlarının kalitesi, öğrenmeye ayırdığı zamanın miktarı vs gibi şeyler, alınan sonuçların kişiden kişiye değişmesine sebep olurlar.

2. Öğrenmek istediğiniz dille ilgili net hedefleriniz olmalıdır: "İngilizce öğrenmek istiyorum, çünkü yabancı yayınları okuyabilmek istiyorum" veya "İngilizce öğrenmek istiyorum, çünkü yabancılarla sosyal konularda yazılı veya sözlü iletişim kurabilmek istiyorum" gibi belli hedeflerle yola çıkmalısınız. Koyduğunuz bu hedeflerin hayatınızda yer alan vizyonunuz, misyonunuz ve değerlerinizle ilgisi olmalıdır. Bu da, sözü geçen 3 şeyin, yani vizyon-misyon ve değerlerin- netleşmiş olması gerektiği anlamına gelir. Ayrıca belirli tarihlerde belirli hedeflere ulaşmayı amaçlamanız da size büyük bir yarar sağlar. Bu hedeflerin belirlenmesinde gerçekçi olabilmek için bir eğitimciyle görüşmenizi öneririm.

3. Öğrenmek istediğiniz yabancı dille ilgili olan ve sizin de kendinizi içinde gördüğünüz bir vizyon-film zihninizde yer almalıdır: Kendinizi göremediğiniz veya görmediğiniz bir yere ulaşmanız genellikle mümkün olmaz. Başkası da sizi oraya götüremez. Sözünü ettiğimiz şey sadece, “Ingilizce öğrenmek istiyorum, çünkü …” diye başlayan bir ifade değil, zihninizde yer alan bu ifadeye ek olarak zihninizde gerçekten oynayan bir filmin var olmasıdır.

4. Yabancı dil öğrenen birisi pozitif-olumlu tavra sahip olmalıdır: Dili sürekli olarak "bu nasıl bir dil?", "anlamıyorum" veya "çok karışık" gibi ifadelerle ve eleştirel anlamda sorgulamak yararsızdır. Öğrendiğiniz şeyler karşısında sevinç duymalı, anlayamadığınız şeylerle strese girmemelisiniz. Strese girseniz de, bu süreç uzun sürmemelidir.Yabancı dil öğrenirken, neşeli, olumlu ve nazik olmalısınız. Sürekli eleştirdiğiniz bir kişiyle uzun bir yolculuk yapamayacağınız gibi, sürekli olarak eleştirdiğiniz veya "yabancıladığınız" bir dil de size yol arkadaşı olmaz.

5. Anadilin kıskanç oluşuna dair bir farkındalık taşınması önemlidir: Yabancı bir dili anadilinizden daha iyi okuyamaz, konuşamaz, anlayamaz ve yazamazsınız: Dolayısıyla yabancı dilde çok iyi bir yere gelmek istiyorsanız, anadilinizde daha da iyi bir yerde olmalısınız. Meslekî, dijital ( içinde sıfatlar, zarflar ve dolaylı anlatımlar kullanılmayan) vs. metinler değil deneme, hikâye, anı ve roman gibi eserleri okumak veya şu günlerde ülkemizde de yayınlanmaya başlayan ve sözü geçen türleri içeren sesli kitapları dinlemek anadilimizi geliştirir.

6. Dillerin sadece mantıkla açıklanabilecek bir yapıları yoktur: İnsanla yakından ilişkili ve sürekli bir birlikteliği paylaştıkları için, diller de insana benzerler. Yani her insanların her yaptığı şeyin salt mantıkla açıklanamayışı gibi, dilleri de sadece mantıkla açıklayamayız ve anlayamayız. Bazen, yapmamız gereken şey, bir idli veya yapısını olduğu gibi kabul etmektir. Başka bir tabirle her şeyin kökenini veya sebebini bilmemiz gerekmez, olduğu gibi kabul edip-kullanmak yeterlidir.

7. Asenkron öğrenmeye önem vermelisiniz: Öğretmeninizden kaynaklar isteyip, onun önerdiği sistemle yine öğretmen bağlı ama bir yandan da ondan bağımsız bir şekilde öğrenmeye devam edebilirsiniz. Sözgelimi öğretmeninizin tavsiye ettiği sesli dokumanları, otobüste, evinizde vs gibi yerlerde dinleyerek her yerde İngilizce öğrenmeye devam edebilirsiniz. Asenkron, yani öğretmene bağlı ama, bir yandan da öğretmenden bağımsız bir öğrenim süreci yaşayabilirsiniz. Özellikle taşıtlarda, mutfakta vs yerlerde geçen zamanınızı yabancı dil öğrenmek için "altın" değerinde fırsatlar olarak görün.

8. İngilizce öğrenmek, sadece bilgilenme süreci değil aynı zamanda bazı becerileri edinme sürecidir: Başka bir deyişler, at binmek, gitar çalmak veya araba sürmek gibi diğer becerilerde olduğu gibi, dille ilgili yazma, okuma, dinleme ve konuşma gibi becerileri edinmek zaman alır. Sabırlı olmalısınız. Sebatlı olmak hem tek çaredir, hem de size ummadığınız sonuçları getirir.

9.Bir dilde bütün becerileri değil, bir ya da bir kaç beceriyi edinmeyi hedefleyebilirsiniz: Sözgelimi İngilizce öğrenirken, ilk hedefiniz okuduğunuz metinleri anlamak, yani okuma becerinizi geliştirmek olabilir. Öncelik verdiğiniz beceri, dinlediğinizi anlmak da olabilir. Başka bri tabirle, bütün becerileri birden edinmeyebilirsiniz ve bu konuda bir öncelik sıranız olabilir. Özellikle konuşma becerisi zamanla gelişir. "Gurur" yapıp, "ya hep ya hiç" derseniz, başarısızlığa uğrayabilirsiniz. Bir dilde bir veya iki beceriye sahip olmak da, büyük bir kazanımdır.

10. Öğrenmekte olduğunuz dille-İngilizceyle duygusal bağ kurmanız gerekir: Bu dili, sizinle hedefleriniz arasında bir engel olarak değil, sizi hedeflerinize ulaştırabilecek olan bir köprü olarak görün. Sözgelimi bu dilin kullanıldığı ülkelerdeki kültür, hayat tarzı vs. hakkında bilgi almak, sizde bu dile karşı bir ilgi uyandırır. Yabancı dil insanlar gibidir. Ona nasıl baktığınızı hissederler ve aldığınız sonuçlar da ona göre olurlar.

11. Yabancı dil öğrenenler, bir tür başarının peşindedirler: “Başarı” diye nitelendirdiğimiz şeyler, genel akışın dışında, bazen tersine ve “doğal” görünmeyen şeyler oldukları için onları “başarı” kelimesiyle tarif ediyoruz. Özellikle bir yetişkinin bir yabancı dili, o dilin kullanıldığı ülke dışında öğrenmeye çalışması “doğal” bir çaba değildir. Yani çocukların yaptığı gibi, dil “doğal” bir süreçte ve yaşta öğrenme şansları yoktur. Bununla birlikte, yabancı dil öğrenme süreci görsel ve işitsel araçlarla bu süreç “doğala” yakın ve keyifli bir deneyim hâline getirilebilir.

12. Yabancı diller ve İngilizce vefasız veya nankör değildirler: Bu iddia, ilişkilerini beslemeleri gerektiğinin farkında olmayan veya göz ardı eden kişilerin ifadesidir. Bütün ilişkilerde ve becerilerde (arkadaşlık, enstrüman çalmak, iletişim kurmak, futbol oynamak vs) olduğu gibi İngilizce’de sizden ilgi bekler. Yeterince beslemediğiniz ve yine de size beklentilerinizi sağlayan herhangi bir ilişkinin varlığından söz edebilir misiniz? Dolayısıyla İngilizceyi öğrenip-paketleyemezsiniz. Her konuda olduğu gibi, onunla başlatmış olduğunuz bu ilişkinin bitmemesi için, bu birlikteliğinizi de besleyip-korumalısınız. Bu da hikâye kitapları okumak, ses dosyaları dinlemek veya film seyretmek gibi çalışmalarla olur.

13. Gramer dilin iskeletidir, önemlidir, ama her şey değildir: Gramer bilgisi, dil becerilerinin anahtarı değildir. Daha çok sizi bu dil becerilerine götürecek olan metinleri, sesli yayınları, filmleri ve daha başka araçları anlayıp-çözmenize ve bu şekilde dili öğrenmenize hizmet eden bir “şifre çözücüdür.” Gramer, dil birikimimizi doğru bir şekilde yapılandırmamıza yardımcı olur. Dili öğrendiğiniz esas kaynaklar, ders kitaplarınız, sesli yayınlar, hikâye kitapları, filmler gibi araçlardır. Dil becerileri (yazmak, konuşmak, dinlediğini anlamak, okuyabilmek) gramer bilginizin çocukları değil, torunlarıdır. Bu becerilerin anne ve babası, hikâye kitapları okumak, ses dosyaları dinlemek veya film seyretmek gibi çalışmalardır. Fakat, gramer çalışmak kodları çözmeniz ve cümleler kurmanız konusunda size büyük ölçüde zaman kazandırır. Gramer öğrenmeden de dili edinebilirsiniz, ama çok uzun zaman alır.


14. İngilizce’nin Türkçe’den farklı bir dil olduğunu anlamalı: Her dil diğerlerinden farklıdır. Bir dil, başka bir dile benzemek zorunda da değildir. Bu durum çok normaldir ve bizde hayal kırıklığı uyandırması için hiçbir sebep yoktur. Dolayısıyla anadilinizle, öğrenmekte olduğunuz yabancı dili birbirine kıyaslamayınız veya benzetmeye çalışmayınız. İki dil her zaman örtüşmezler.

15. İngilizce düzensiz bir dildir: İngilizce “düzen” tutkunu olan kişilerin bazı beklentilerini boşa çıkarabilir: İngilizce dilbilgisinde kuralların bir sürü istisnası vardır. Sözgelimi telaffuzunuzu kolaylaştıracak olan düzenli kurallar yoktur. Ama bu durumu, bu dili çok dinleyip-okumakla aşabilirsiniz. Öğrenmekle birlikte, bilinçaltınızı kullaranarak, o dili edinmeye de çalışmalısınız. Bu konuda en büyük yardımcılarınız, hikâye kitapları, filmler veya sesli dokumanlardır.

16. Sadece öğrenmeye değil, aynı zamanda edinmeye de zaman ayırmalısınız: Bir dil parçasını veya yapısını, onu öğrendiğimizde değil, onu edindiğimizde, yani beynimiz ve kalbimiz onu kabullendiğinde kullanmaya başlayabiliriz. Bunun için de o dilde okumalar, dinlemeler vs yapmamız gerekir. Edinme süreci, zaman alan ve öğrenmekte olduğunuz dili sıkça duymanızı veya okumanızı gerektiren bir süreçtir. Başka bir tabirle, bu gün öğrendiğiniz bir kalıbı, hemen bugün kullanamayabilirsiniz, onu çok sık duymaya ve dolayısıyla zamana ihtiyacınız vardır.

17. Bir dili öğrenmek için onu mutlaka konuşmanız şart değildir: Bir dili onu konuşabildiğimiz bir ortamda öğrenmek keyiflidir. Ama böyle bir ortamda bulunmadığınız ve dili konuşamadığınız için, onu öğrenemeyeceğinize veya unutacağınızı düşünmeyin. Bir dili öğrenmenin veya onu zihinde korumanın bir sürü yolu vardır. O dilde kitaplar okuyabilir, sesli yayınlar dinleyebilir veya filmler seyredebilirsiniz. Bu şekilde de dil öğrenebilirsiniz ve öğrendiğiniz dil aslında sadece pratik yaparak dil öğrenenlerden daha da kaliteli olacaktır.

Yolunuz açık olsun.
-----------
www.savassenel.com
----------

Konuyla İlgili diğer yazılar ve öneriler: Açılmasını istediğiniz linki/ satırı tıklayınız:


Sesli Kitaplar
Yabancı dil öğrenme süreci belli hedeflere gerek duyarlar.
”Anadili Gibi İngilizce Konuşuyor” İfadesi Ne Anlama Gelir?
Asenkron, Öğretmene Bağlı Ama Ondan Bağımsız Öğrenme Süreci
Yabancı Dil Öğrenim Süreci, Sadece Öğrenme değil, Aynı Zamanda Bazı Becerileri Edinme Sirecidir.
Öğrenmekte Olduğunuz Dille Duygusal Bağ Kurmanın Önemi
Yabancı Bir Dili Öğrenmek Doğal Olmayan Bir Etkinliktir
Sevdiğimiz Kişilerle İlişkilerimiz ve Yabancı Dil Öğrenmek
Gramer Nedir? Yenir mi İçilir mi?
Yabancı Dil Öğreniminde Bilinçaltını Kullanmanın Önemi
Bir Şehir Efsanesi: “Bir Dili Konuşamadığım yerde Öğrenemem!”
Okumadalar, Yapmadan Yabancı Bir Dili Öğrenmek Mümkün mü?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:

MSN
: savassenel@hotmail.com
savassenel@yahoo.com


----------





Labels: ,

Monday, March 24, 2008

İNGİLİZCEYİ VEYA BAŞKA BİR YABANCI DİLİ KONUŞMAK İÇİN BİRAZ “PİŞKİN” OLMAK LAZIM (59)


Bir önceki yazımda belirttiğim ve alt yapıya yönelik çalışmaları düzenli olarak yaptıysanız, İngilizce konuşmak konusunda teşebbüse geçebilirsiniz. Bu konuda bilmeniz gereken en önemli şey, her konuda olduğu gibi, bu konuda da başarının sadece bir sonuç değil, aynı zamanda bir süreç de olduğu gerçeğidir. Başka bir deyişle, istediğiniz düzeyde İngilizce veya başka bir yabancı dili konuşmak biraz zaman alır, ama yol boyunca da, bu sürecin avantajlarını yaşayabilirsiniz.

Bence bu aşamada yapılması gereken şeyleri aşağıda veriyorum:

1. İngilizce konuşmak veya öğrenmek için değil, iletişim kurup, bir şeyler anlatmak veya bir şeyler öğrenmek için İngilizce dinleyin veya konuşun. Paylaşmaktan keyif aldığınız veya yarar gördüğünüz bir konuyla ilgili olarak iletişime geçtiğinizde, İngilizceyi korkusuzca konuşursunuz ve yanlış yapmaktan çekinmezsiniz.

2. Zaman içindeki hedefiniz, İngilizce konuşan herkesi (Amerikalı, İngiliz, İrlandalı, Çinli, Malezyalı vs.) anlayabilmek olsun. Bununla birlikte sizin İngilizceniz, dünyanın her tarafında anlaşılabilen bir İngilizce olmalıdır. Aksan yapmaya çalışmayın. Mesela kovboylar gibi konuşmaya özenmeyin! Çünkü kovboy İngilizcesi kırsal bölgelerde konuşulan İngilizcedir. Yani sizin konuşmakta olduğunuz İngilizce, herhangi bir İngilizin veya Amerikalının konuştuğu İngilizce değil, BBC veya CNN İngilizcesi, yani resmî İngilizce olmalıdır.

3. Yanlış yapmaktan çekinmemelisiniz. Herkes, İngilizce konuşurken yanlışlar yapar. Anadilimizi anlayıp-konuşurken de yanlışlar yaparız. Hatasız bir kişi olmak istiyorsanız, hiç bir şey yapmak istemiyorsunuz demektir. İdeal seviyeye ulaşmak konusunda yaşadığınız gerilimi ve endişeyi, film seyretme, ses dosyaları dinleyip, kitaplar okuma çabasına dönüştürün. Ama İngilizce konuşurken bu endişeyi rafa kaldırın.

4. Öncelikle yabancılarla diyaloğa geçin, ama ilk başlarda, daha çok dinleyin. Sorulara kısa cevaplar verin. “yabancı birisini bulmuşken, konuşayım” deyip, kendinizi “paralamayın.”

5. İngilizce bir diyaloga girdiğinizde oturumu yönetin. Yani muhatabınızı anlamadığınız zaman, daha ağır konuşmasını veya söylediklerini tekrar etmesini isteyin. Çünkü karşınızdaki kişi mizaç olarak hızlı konuşan birisi olabilir, aksanı farklı olabilir. Sizin onu anlamayışınız, belki İngilizceyle ilgili değil de, o andaki şartlar veya o kişinin tarzıyla ilgili olabilir. Hele hele ciddî konularda konuşurken, anlamadığınız cümleler veya kelimeler olursa, kesinlikle geçiştirmeyin, anlayana kadar sorun veya konuşmanızı dinlemekte olan bir başkasından yardım isteyin.

6. Yabancılarla her fırsatta iletişime geçin. Onlarla iletişim kurduğunuzda sürekli olarak konuşmanız gerekmez, onlara sorular sorup, dinleyebilirsiniz de. Yabancı dil konuşmak istiyorsanız, biraz rahat olmanız gerekir. Korkmayın sizi yargılamazlar veya ayıplamazlar.

7. Sunumlar hazırlayın ve bu sunumları kendi kendinize seslendirin. Yabancı dil öğrenmek, biraz “çılgın” bazen de pişkin olmamız olmayı gerektirir.

Zaman içinde İngilizceniz gittikçe gelişir. Anadiliniz gibi İngilizce konuşmak hedefiniz olsun. Ama bunun “zıplayarak güneşe dokunmak” kadar utopik bir şey olduğunu da unutmayın. Zaten kimse sizden anadiliniz gibi İngilizce konuşmanızı beklemiyor, akıcı ve anlaşılır bir İngilizce konuşmanızı bekliyorlar.

Kolay gelsin.
-----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla İlgili diğer yazılar ve öneriler: Açılmasını istediğiniz linki/ satırı tıklayınız:
İngilizceyi veya Başka Bir Yabancı Dili Konuşmak için Nasıl Bir Altyapıya Gerek Vardır?
Anlamlı Bir sonuca Ulaşmak İçin Size Anlamsız Gelen Tekrarlar Yapmak Gerekir
Yabancı Bir Dili Öğrenmek Doğal Olmayan bir etkinliktir
Hedeflere Dönüşmeyen Hayaller, Büyümeyen Çocuklar!
Yabancı Bir Dili Aksansız Öğrenmek Zorunda mıyız?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com

savassenel@yahoo.com
---------




Labels: ,

Wednesday, March 05, 2008

İNGİLİZCE VEYA BAŞKA BİR YABANCI DİLİ KONUŞMAK İÇİN NASIL BİR ALTYAPIYA GEREK VARDIR? (58)


İngilizce konuşmak, biraz basketbolda skor yapmaya benzer. Başka bir deyişle basketbolda esas amaç, topu potadan geçirip, skor yapmak olsa da, oyuncuyu bu amaca götüren bir çok ön çalışma vardır. Basketbol antremanlarını gördüyseniz, sporcuların, sadece potanın karşısına geçip, değişik açılardan şutlar atmakla yetinmediklerini de görmüşsünüzdür. Mesela şınav çekerler ki, hiçbir sporcunun hiçbir maçta şınav çektiğini görmeyiz. Aynı yaklaşım İngilizce konuşmak için de geçerlidir.

İletişimsel yaklaşımın (Communicative Approach) Türkiye’de ve dünyada yanlış anlaşılmasıyla, dilin sadece konuşularak-iletişimle öğrenildiği düşüncesi hâkim olmuştur. Evet, çocuklar dili iletişimsel yolla öğrenirler, ama iletişim kurmak sadece konuşmak anlamına gelmez, çocuklar konuşmadan önce uzun bir dinleme, yani anlama süreci yaşarlar. Bunun anlamı şudur: Bebeğin konuşmadan çok önceleri etrafındaki insanları anlayabildiği gerçeğidir. Gerçekten de, anlamadan konuşmak, gerçekten de anlamsız bir “iletim” sürecidir, “iletişim” süreci değildir.

Şimdi basketbolda şut yüzdenizi artırmak için yapılan çalışmalar gibi, İngilizce konuşmak için gerekli olan hazırlayıcı çalışmalara bakalım:

1. Zihninizde İngilizce ile ilgili ve sizin de başrolde olduğunuz bir filminiz olmalıdır. Ben, düz cümlelerle dile getirdiğiniz bir amaçtan değil, gerçekten gördüğünüz bir filmden söz ediyorum. Sözgelimi, kendinizi yabancı bir ülkede Türkiye ile ilgili bir seminer verirken hayal edebilirisiniz.

2. Net hedefleriniz olmalıdır. “6. ayda şu düzeyde, 1 yılda şu düzeyde İngilizce konuşacağım” gibi.

3. Düzenli olarak İngilizce dersleri almalı veya kendi kendinize bir program dâhilinde çalışmalısınız. Gramer, daha çok, yabancı dildeki kaynakları çözmenize yarayan bir “decoder” yani şifre çözücü işlevi görecektir. Sadece gramer bildiğiniz için bir dili konuşamazsınız, bunu aklınızda tutun derim.

4. Bir konuşma klavuzu alıp cümleler ezberlemelisiniz. Ezber, yabancı dil öğreniminde, bütün sistemi oluşturamaz, ama oldukça yararlı ve işlevseldir. Ezberlediğiniz cümlelerin kaynakları filmler, kitaplar veya başka bir kaynak da olabilir. Cümle ezberinde önemli olan şey, önce hoşunuza giden veya doğrudan ihtiyaçlarınıza hitap eden cümleleri ezberlemektir. Ezberlediğiniz cümlelerin yapılarını bilmeniz gerekmez. Bir yandan gramer çalışıyor olduğunuz için, zamanla onların yapılarını da anlarsınız, başka bir deyişle tüme varım yöntemini kullanmış olursunuz. Bir turiste mesela: “How are you?” dediğiniz de size hemen cevap verir. Sizin kullandığınız cümlenin yapısını bilip-bilmemeniz onun için sorun değildir!

5. Hoşunuza giden kelimeleri ezberlemek çok yararlıdır. Bu konuda yine ilginizi çeken, öğrenmekten keyif aldığınız ve kişisel olarak ihtiyaç duyduğunuz veya bir şekilde ilgilendiğiniz kelimeleri ezberleyip öğrenmekte yarar var.

6. Gramer ve ezber çalışmalarınızı seviyelendirilmiş hikâye kitapları okuyup, seviyelendirilmiş hikâye kasetleri, CDler veya ses dosyaları dinleyerek desteklemelisiniz. Yoksa ezberleriniz “naftalin” gibi uçar-gider. Çimento kullanmadan bina yapmış olursunuz.

Başka kaynaklardan yararlansanız bile, düzeylendirilmiş araçlar, size mesafe aldığınızı gösterirler. Çünkü zamanla düzeyiniz yükselir ve ilerlediğinizi hisseder ve görürsünüz. İlerliyor olduğunuzu kendinizin anlaması, başkalarının söylemesinden daha iyidir.

7. Özellikle sinema filmlerinin tiryakisi olun. Sinema filmleri yabancı dil öğretiminde çok, ama çok yararlı araçlardır. Konu itibariyle sevdiğiniz veya ilgilendiğiniz filmleri tercih edin. Filmleri önceleri İngilizce dublaj ve Türkçe alt yazılı olarak seyredin. Siz altyazıyla ilgilenseniz de, zihniniz İngilizceyi edinir, merak etmeyin. Sonraları hem dublajı, hem de alt yazıyı İngilizce yaparsınız.

8. Daha çok, resmî İngilizceyi içeren kaynakları seyredip-dinleyin. Mesela BBC veya CNN gibi televizyonları ve İngilizce öğretimine dayalı kaynaklara önem verin. Kullandığınız kaynaklarda her zaman düzgün bir İngilizce olmayabilir. Ama bu kaynakları seçerken, bu konuda bilgisi olan birisine danışın. Mesela Benim e-gruba gönderdiğim kaynaklar, bu tür kaynaklardır. (kendikendineingilizce@yahoogroups.com) Resmî İngilizce içeren kaynakları dinlederken, okurken veya seyrederken, zihninizi daha da açık tutun. Zamanla hangi kaynakların daha düzgün İngilizce içerdiklerini anlayabilme beceriniz de gelişecektir.

Ezberlediğiniz veya öğrendiğiniz cümleler veya kelimeler, bütün ihtiyaçlarınıza cevap vermezler. Ama bu birikim sizin söylenenleri anlayabilmenizi ve zamanla yeni cümleler kurabilmenizi sağlarlar. Önceleri sadece soruları kısaca cevaplandırırsınız, ama zaman içinde uzun cevaplar vermeye, sorular sormaya veya hazırlıksız konuşmalara alışırsınız. Önceleri her şey zor görünür, ama sonraları gittikçe akıcı konuştuğunuzun farkına varırsınız.

Kolay gelsin.
-----------
www.savassenel.com
----------
Konuyla İlgili diğer yazılar ve öneriler: Açılmasını istediğiniz linki/ satırı tıklayınız:
Ateşte Yürümekle, İngilizce Konuşmak Arasındaki Benzerlik Nedir?
Yabancı Bir Dili Öğrenmek Doğal Olmayan Bir Etkinliktir
”Anadili Gibi İngilizce Konuşuyor” İfadesi Ne Anlama Gelir?
Neden İngilizce Konuşamıyorum?
Okumalar Yapmadan Yabancı Bir Dili Öğrenmek Mümkün mü?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com

savassenel@yahoo.com

----------




Labels: ,

Friday, February 29, 2008

İNGİLİZCE KONUŞMAKLA, ATEŞTE YÜRÜMEK ARASINDAKİ BENZERLİK NEDİR? (57)


Bir zamanlar, üniversitede çalışırken Mehmet BORO adlı bir eğitimcinin okulumuzda bir seminer verip, ardından da ateşte yürüyeceğini duymuştum. Ben de bu seminere katıldım. Gitmemin sebebi, Mehmet Beyin ateşte yanmaksızın yürüyebilmesinden çok, bunu başkalarına öğretebiliyor olmasıydı.

Gerçekten de Mehmet BORO’nun kor hâlindeki ateşin üzerinde yürüdüğünü gördüm. Bu beyefendi, ateşin ötesinde bir kendinize veya başkalarına yararlar getirecek olan bir hedefi hayal edip, o hedefe ulaşmak için yürüdüğünü, bu sebepten dolayı ateşin onu yakmadığını ve bunu herkesin yapabileceğini söyledi. Şunu da sözlerine ekledi: “Gösteri yapmak için ateşte yürüdüğüm birkaç seferde ayaklarım yandı. Ama ateşin ötesinde bir hedef düşünerek, ona ulaşmak üzere ateşte yürüdüğümde ayaklarım yanmıyor” dedi.

Karateciler de aynı ilkeyle vuruş yaparlar. Çoğumuzun sandığının aksine, karatecilerin odaklandıkları şey, darbeyi indirdikleri cisim değil, onun ötesinde var olduğunu hayal ettikleri şeydir. Bir karateci, kırmak istediği tahtaya odaklandığı takdirde eli kırılabilir. Dolayısıyla karateciler, vurdukları şeye değil, onun ötesindeki bir şeye odaklanırlar ve o hayalî şeye vurmaya çalışırken, hayalleriyle kendileri arasındaki tahtayı da kırmış olurlar.

Aslında bu ilkeler, hayatın her yanında geçerlidir. Sözgelimi benim üniversiteyi kazanmam da böyle oldu. Üniversiteyi kazandıktan sonra, okuldaki sürecin de bir değer olduğunun farkına varmıştım. Yine de, sınav öncesinde, benim için üniversite sınavının ve üniversite hayatının ötesinde bir hedef vardı. O da eğitimci olmak ve başkalarının hayatlarında iz bırakabilmekti. Yoksa, (özellikle o yaşlarda) benim dünyamla veya değerlerimle herhangi bir ilişkisi olmayan ve beni nereye götüreceğini göremediğim herhangi bir çalışma sistemine sadık kalmak, benim için hem zor, hem de anlamsızdı.

Peki bütün bunların İngilizce konuşmakla, yazmakla veya anlamakla ilgisi nedir? Açıklayayım:

Çoğu kişi net bir hedefleri olmadan, sadece İngilizce konuşmak, yazmak veya dinlediğini anlamayı arzu ediyorlar. Başka bir deyişle, hedefsiz bir şekilde “ateşte yürümek” istiyorlar. Neden İngilizce konuşmak istediklerini sorduğunuzda, sözgelimi: “Tam olarak bilmiyorum ama İngilizce öğrenmem lazım sanırım” gibi cevaplar alıyorum.

Bu tür ifadelerin “ateşte yürümem lazım ama neden yürümem gerektiğini bilmiyorum” gibi bir ifadeden herhangi bir farkı yoktur. İngilizce, insanı ateş gibi yakar mı? Elbette hayır. Ama net bir hayaliniz olmazsa, bu dilin kendisine özgü farkları, grameri, düzensiz fiilleri ve bunlara benzer şeyler gözünüzde büyür ve süreç ateşte yürümekten farksız bir hâle gelir. Çünkü beyniniz ve kalbiniz, sizin hangi amaca hizmet ettiğinizi bilmediklerinden dolayı, size yardım da edemezler.

Peki: “İngilizce öğreniyorum, çünkü global bir dil” ifadesi net bir hayali içermekte midir? Ne yazık ki hayır! Net bir hayaliniz olması demek, zihninizde, İngilizce öğrenmek konusunda oldukça açık ve yine oldukça kişisel bir filmin oynaması demektir. Sözgelimi: “İngilizce konuşmak istiyorum, çünkü bir gün, konusu Türkiye olan İngilizce bir seminer vermek istiyorum” demeniz ve bu filmi zihninizde görmeniz gerekir. Yine, “İngilizce okuyabilmek ve anlayabilmek istiyorum, çünkü İngilizce kitaplar okuyup, kendimi geliştirmek istiyorum” gibi ifadeler net bir hayali anlatırlar.

Zihninizde net bir film oynadığında, beyniniz ve kalbiniz de size yardımcı olurlar. Ayrıca İngilizce’nin zorlukları veya İngilizce ile ilgisi olmayan ama öğrenme sürecinizi etkileyen diğer güçlükler, sizi “ateş” gibi yakmazlar. Aksine sizi hayalinize götüren bir yolu önünüze sererler.

75 yaşındaki bir bayanın Fransızcayı nasıl öğrendiğiyle ilgili bir yazı okumuştum. Bu bayanın ortaya koyduğu başarının sırrı, Paris’i görme arzusuydu. Sadece Fransızca öğrenmek için değil, bir gün Paris’e gitmek ve orada rastladığı kişilerle iletişim kurmak için Fransızca öğrenmişti.

Bunları anlattığım öğrencilerimden birisi, bana daha sonra yaşadığı ilginç bir olayı anlattı. Önceleri konuşmaktan çekinen bu öğrencim, turistlerle karşılaşmış ve onların bir konuda bilgiye ihtiyaçları olduğunu anlamış. Turistlerin bilgi istedikleri konunun, öğrencimin de ilgilendiği bir alan olmasından dolayı, öğrencim hemen konuşmaya başlamış. İngilizce konuşmak için değil, iletişim kurmak ve turistlere yardımcı olma amacıyla konuştuğu için aslında İngilizceyi kullandığının farkında bile olmamış ve oldukça da rahat bir şekilde İngilizce konuşmuş kurmuş.

Bir başka öğrencim de İngilizce konuşmak konusunda bir türlü harekete geçemiyordu. Onunla konuştuğumda, aslında yabancılarla paylaşmayı düşündüğü bir konu olmadığını anladım ve bu düşüncemi ona ilettiğimde, o da bana hak verdi. Paylaşmak istediği bir şey olmayınca, İngilizce konuşmak insana, daha doğrusu insanın beynine ve kalbine anlamsız gelmektedir. Daha önce de belirttiğim gibi, beyin ve kalp, net olmayan hedefler konusunda bize pek yardımcı olamazlar.

Dolayısıyla İngilizce konuşmayı değil, İngilizceyi kullanarak iletişim kurup, bir hayalinize ulaşmayı hedefleyin. Aksi hâlde, sizi gerçekten zor bir sürecin beklediğini söyleyebilirim.

Ne demişler: “Hayalsiz çalışmak, narkozsuz diş çektirmeye benzer.”
-----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla İlgili diğer yazılar ve öneriler: Açılmasını istediğiniz linki/ satırı tıklayınız:
Mehmet BORO ve Ateşte Yürümek (Video)
70 Yaşından Sonra Fransızca Öğrenilir mi? Öğrenilir!
Benim Üniversitem: İstanbul Üniversitesi
İlgilendiğiniz Konularda Net Hedefler Koyarak Çalışmanın İki Büyük Yararı
Yabancı dil Öğrenimi Net Bir Hedefe Gerek Duyar.
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com

savassenel@yahoo.com

----------





Labels: , ,

Friday, February 22, 2008

İNGİLİZCE ÖĞRENİRKEN, TANIDIK KONULAR İÇEREN METİNLERDEN, FİLMLERDEN, VEYA SESLİ DOKUMANLARDAN YARARLANMANIN AVANTAJLARI (56)


İngilizce öğrenirken, okumak, dinlemek ve seyretmek çok önemlidir. Ne gariptir ki, kitap okuma alışkanlığı çok az olan ve eğlenmek için radyo, sinema, müzik ve televizyon gibi araçları çokça kullanan “yurdum” insanı, yabancı dil öğrenmeye gelince, birden kitapsever olup, gramer kitaplarına sarılır ve başka araç da tanımaz!

Bendeniz yıllarca, dersanelerin görsel, işitsel ve yazılı kaynaklar bulundurmaları konusunda her yerde mücadele etmiş bir insanım. Çünkü öğrenciler günlük hayatın içinde kaynak arayamazlar ve ben de bir internet kurdu olduğum hâlde, öğrencileri sadece bilgisayarın karşısında öğrenmek zorunda kalmaya mahkum etmek istemem. Bir insanın günlük hayatının her yerinde sürdürebileceği aralıksız öğrenme sürecini, akşamları bilgisayar karşısındaki birkaç saate indirgemek istemiyorum. Birkaç saat diyorum ama bu da her zaman mümkün olmaz. Öğrenci yorgun olduğunda, misafiri geldiğinde veya buna benzer sebeplerden dolayı o saatler de iptal edilebilir.


Benim yabancı dil öğrenirken gramer öğrenmeyi ne kadar önemsediğimi bu sayfayı inceleyen herkes bilir. Fakat sadece gramerle dil öğrenmeye çalışmak, dekoderi televizyona bağlamadan şifreli yayın seyretmeye çalışmak gibidir. Gramer bilgisi, iyi bir anahtardır ve bir düzeye kadar cümle kurmanızı da sağlayabilen bir araçtır. Bununla birlikte, gramer bilgisinin temel işlevi, dil edinimini sağlayan filmler, ses dosyaları ve hikâye kitapları gibi kaynakları anlaşılır hâle getirmektir. Çünkü beyin, anlayıp-çözebildiği bilgileri öğrenip-sahiplenebilmektedir. Öncelikle duyup-edindiğinizi cümleleri yerli-yerince kullanırsınız. Sonra da bu cümlelerden yeni cümleler türetip, duruma uygun olarak kullanma beceriniz gelişmeye başlar.

İngilizce öğrenmek için kullandığınız kaynakların aşina olduğunuz içeriklere sahip olmaları, metnin veya konuşmanın daha kolay anlaşılmasını ve dil öğelerinin daha kolay edinilmesini sağlar. Mesela kendkendineingilizce@yahoogroups.com e-grubuna, zaman zaman, Nasreddin Hoca fıkralarının İngilizce versiyonları, Türk atasözlerinin İngilizce karşılıklarını veren linkler ve benzerlerini gönderiyorum. Bunun sebebi, kültür olarak içeriğine vakıf olduğunuz metinlerden ve araçlardan dil edinimi sağlamanın daha kolay olmasıdır.

Yine öğrencilerime, Türkiye’de çıkan İngilizce gazeteler, ilgilendikleri bir konuyla ilgili dergiler okumalarını da öneririm. Çünkü Türkiye’de çıkan İngilizce gazetelerde Türkiye ile ilgili ve sizin aşina olduğunuz haberler bulunmaktadır. Sözgelimi ilgilendiğiniz bir hobiyle ilgili olarak okumalar veya dinlemeler yapmanız da büyük avantajlar sağlar. Çünkü konuyla zaten ilgileniyor olmanız, metni daha rahat anlamanızı ve İngilizceyi daha rahat geliştirmenizi sağlar.

İçeriklerine kişisel olarak veya kültürel anlamda aşina olduğunuz İngilizce metinler okumanın bir diğer yararı da, çokça sözlük kullanmadan kelimelerin veya ifadelerin anlamlarını tahmin edebilme avantajıdır. Çünkü konuyu biliyorsunuz ve bir çok kelime veya ifadenin anlamını olayın akışından çıkarabilirsiniz. Bu avantaj da, sizi, sık sık sözlüğe bakmaktan kurtarır. Çünkü sözlüğe çok sık bakmak gerçekten de okuyucuyu yorabiliyor.

Bu sebeple, internette gezinirken Türkiye ile ilgili İngilizce sitelerine, Türk yemeklerini, Türk ekonomisini vs. anlatan sayfalara, Türk atasözlerinin İngilizce karşılıklarını veren linklere veya Türkiye’de çıkan İngilizce gazetelere öncelik verin. Video sitelerine girip, tanıdık konularda İngilizce videolar seyredin. Mesela yemek yapmayı seven birisiyseniz, bu konuyla ilgili sayfaları okumaya ve bu konudaki videoları seyretmeye öncelik verin.

Bunların yararını çok geçmeden göreceksiniz.
-----------
www.savassenel.com
--------------
Konuyla İlgili diğer yazılar ve öneriler: Açılmasını istediğiniz linki/ satırı tıklayınız:
Nasrettin Hoca Fıkralarının İngilizce ve çizgi-roman versiyonları
Türk atasözlerinin İngilizceleri
Türkiye'de Çıkan İngilizce Bir Gazete.
Yabancı Bir Dili Öğrenmeye Başlamak Yeni Bir İnsanla Tanışmak Gibidir
Dil Öğrenme süreci, Sadece öğrenme Değil Aynı Zamanda Bir Beceriyi Edinme Sürecidir
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com

savassenel@yahoo.com



----------





Labels: ,

Sunday, February 17, 2008

MSN, SKYPE, GOOGLE VEYA YAHOO MESSENGERLA ONLINE-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


Labels: , ,

AMERİKA, KANADA VEYA İNGİLTERE’DE OLMAK, İNGİLİZCE ÖĞRENEBİLMEK VE KONUŞABİLMEK İÇİN YETERLİ MİDİR? (55)


Yabancı dil öğrenimi konusunda bana danışan okurlarımın çoğunluğu yurt içinden olsalar da, son zamanlarda yurt dışından da bana danışanlar olmaktadır. Bu yazımda bir yabancı dili, konuşulduğu ülkede öğrenmeye çalışan okurlarıma bazı öneriler sunmak istiyorum.

Bir dili, konuşulduğu bir ülkede öğrenmenin avantajlı bir durum olduğunu söyleyebilirim. Fakat bu avantajlardan yararlanmak için bazı şeylere dikkat etmek gerekiyor.

Birincisi, sokakta veya sosyal hayatta öğrenip-edindiğiniz İngilizcenin nitelik ve niceliğine güvenmeyin. Sokağın veya sosyal hayatın bir faydası, o dili duyumsamak ve kullanmak olabilir. Ama sosyal hayata hazırlanmış olarak girmezseniz, öğrenmekte olduğunuz dili konuşarak kullanmak ve konuşma becerinizi artırmak neredeyse imkânsız gibidir. Sokak veya sosyal hayat, dersane veya sınıf değildir. Bu iki kavram, sokak ve sosyal hayat, daha çok atölyeye benzerler, yani daha önceden öğrenmiş olduklarınızı uygulamaya koyup-pekiştirebilirsiniz. Ben de Paris’te Fransızca konuştum. Ama konuştuğum Fransızca cümleler, daha önce öğrenmiş olduklarımdı.

Sadece sosyal hayatın dil edinimi için yeterli olmadığını bana gösteren ve 2 yıldır Türkiye’de yaşamakta olan iki Uzak doğulu arkadaşım var. Bu arkadaşlarımın Türkçeleri hiç de iyi değildir. Çünkü Türk televizyonlarını veya Türk filmlerini seyretmezler. Türkçe kitap okuma alışkanlıkları da yoktur. Günlük hayatta edindikleri Türkçe “girdileri" de onların dil havuzlarını doldurmamakta ve dolayısıyla Türkçe “çıktı”ları, yani konuşma becerileri de gelişmemektedir. Dil konusunda, üretmek istediğinizden daha fazlasını öğrenmeniz ve edinmeniz gerekir.

Bunun tersine bir örnek de vermek isterim. Bir gün Amerika’dan bir misafirimiz gelmişti ve İngilizceyi çok güzel konuşuyordu. Öğrencilerim şöyle bir yorumda bulundular: “Amerika’dasınız ve böyle güzel İngilizce konuşmanız doğal.” Misafir bayanın cevabı ilginçti: “Sandığınız gibi değil. İngilizceyi ilerletmek, sokakta gezerek mümkün olmuyor. Ben her akşam televizyon seyrederim. Aksi hâlde, İngilizcem bu kadar gelişmezdi.”

Buradan çıkarılması gereken sonuç şudur: Bir dilin konuşulduğu ülkedeyseniz, günlük hayat içinde duyduklarınızla yetinmemeli ve günün belli bir kısmını o dilde okumalar yapmaya, radyo dinleyip, filmler seyretmeye ayırmalısınız. Bu etkinlikler, sizin dil öğreniminizde “kaldıraçlar” olacaklar ve İngiltere’de veya Amerika’da oluşunuzu avantajlı bir hâle getireceklerdir.

Bu arada özellikle gramer dersleri almak oldukça yararlıdır. Gramer bilgisi, okuduklarınızı ve duyduklarınızı daha kolay çözmenizi sağlar ve bu da öğrenmeyi, daha önemlisi edinmeyi hızlandırır. Çünkü beynimiz, çözebildiği ve anlamlandırabildiği şeyleri öğrenebilmektedir. Ayrıca hemen konuşmaya çalışmak yerine, daha çok dinlediklerinizi anlamaya ve öğrenmeye çalışmanız yerinde olacaktır.

Sadece sosyal hayatınızı sürdürerek de İngilizce öğrenebilirsiniz. Fakat bu hem uzun sürer, hem de çevrenizin belirlediği bir İngilizce öğrenip-edinmiş olursunuz. Sözgelimi sadece esnaflarla bir aradaysanız, onlar gibi İngilizce konuşursunuz. Konuyu size bir örnekle anlatmaya çalışayım.

2 yabancı vatandaşın Türkiye’ye geldiklerini ve birisinin bir lokantada garsonluk yaptığını ve akşamları uydudan sadece kendi ülkesinin televizyonlarını seyrettiğini, ama sözgelimi TRT televizyonu gibi bir Türk kanalını seyretmediğini düşünün. Diğer yabancı vatandaşınsa gündüzleri bir lokantada çalışmakla birlikte, akşamları TRT gibi bir kanalı seyrettiğini varsayın.

1 yıl sonra, bu iki yabancı vatandaştan hangisinin Türkçesi daha iyi olacaktır? Elbette akşamları TRT’yi seyreden kişinin Türkçesi daha çok gelişecektir. Bir de Türkçe yayın yapan radyoları dinleyip, zamnla Türkçe yayınlar da okumaya başladığını düşünün. Bu kişinin Türkçesi daha da hızlı gelişir. Ayrıca, TRT’yi seyreden kişinin Türkçesi, yerel bir Türkçe de olmayacak, Türkiye’de kullanılan resmî Türkçe olacaktır. Ama sadece lokantada çalışırken edindiği Türkçeyi öğrenen kişi, belki de, sözgelimi iç Anadolu da konuşulan Türkçe’yi öğrenecektir. Çünkü duymakta olduğu Türkçe odur.

İkincisi ayrıca, yurt dışında da olsanız, çevrenizin size sunduğu dil kalitesine değil, sizin seçtiğiniz bir dil kalitesine ulaşmayı hedeflemelisiniz. İngiltere’ye, Amerika'ya veya Kanada'ya kadargidip de, sözgelimi sadece çarşıda konuşulan İngilizceyi öğrenmek biraz düşük bir kazanım olmaz mı? Neden daha üst düzeyde bir İngilizce öğrenmeyesiniz?

Üçüncüsü, hedeflediğiniz kalitede bir İngilizce konuşan kişilere hayatınızda yer ayırmalısınız. O kalitede bir dilin konuşulduğu yerlerde bulunup, o dili içeren seminerler, radyo programları dinlemeli veya filmler seyretmelisiniz. “Türk vatandaşlarıyla zaman geçirmeyin veya Türk televizyonlarını seyretmeyin” demiyorum elbette, ama hedeflediğiniz dile hayatınızda yer açmalısınız.

Dördüncüsü ve belki de en önemlisi, yurt dışına dil öğrenmeye gitmeden önce, o dilde kendi ülkenizde belli bir seviyeye gelin. Yurt dışına belli bir seviyede dil becerisiyle donanmış olarak giderseniz, orada daha çok şey öğrenirsiniz ve yaptığınız masraflara değer. Aksi hâlde, kendi ülkenizde öğrenebileceğiniz şeyleri yurt dışında öğrenerek, hem para hem de zaman kaybedersiniz. Unutmayın yurt dışına ne kadar donanımlı giderseniz, orada da o kadar çok İngilizce-yabancı dil öğrenirsiniz. Ne yazık ki gerekli hazırlıkları yapmadan, sadece yabancı bir ülkeye giderek İngilizce öğrenme çabanız, bir hayal kırıklığı getirebilir.

Yukarda sözünü ettiğim ve birer “kaldıraç” işlevi gören çalışmaları yapmak şartıyla, İngiltere’de veya Amerika’da olmak İngilizce öğrenme konusunda büyük bir avantajdır.
-----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla İlgili diğer yazılar veya önerilen kaynaklar: Açılmasını istediğiniz linki tiklayiniz:
MSN veya Diğer Messengerlarla İngilizce Dersi Alınır mı veya İngilizce dersleri Verilir mi?
Yabancı Dil Öğrenimi ve Yürüyen Merdivenler
Gramer Nedir? Yenir mi, İçilir mi?
Dil Öğrenme süreci, Sadece öğrenme Değil Aynu Zamanda Bir Beceriyi Edinme Sürecidir
Neden İngilizce konuşamıyorum?
Yabancı Bir Dili Öğrenmeye Başlamak Yeni Bir İnsanla Tanışmak Gibidir
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com

savassenel@yahoo.com

----------





Labels:

Friday, February 15, 2008

MSN, SKYPE, GOOGLE VEYA YAHOO MESSENGERLA ONLINE-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


Labels: , ,

Tuesday, January 15, 2008

SADECE MESLEKÎ VE TEKNİK METİNLER OKUMAK VEYA DİNLEMEK YABANCI DİLİNİZİ GELİŞTİRİR Mİ? (54)


Yabancı dil ve özellikle İngilizce konusunda benden fikir alan kişilerden sıkça duyduğum bir şikâyeti sizinle de paylaşmak istiyorum: Bu şikâyet, aslında her gün İngilizce ile iç-içe oldukları hâlde, İngilizce konuşamamaları veya yazamamalarıdır.

Bu şikâyeti duyduğum zaman, onlara, cevabını tahmin ettiğim hâlde: “İngilizce ile içli-dışlı olmaktan neyi kastediyorsunuz?” sorusunu sorarım. Bana, her gün İngilizce yazışmalar veya İngilizce telefon görüşmeleri yaptıklarını söylerler. Tabii ki bir sonraki sorum da şu oluyor: “Bu yazışmaların veya telefon görüşmelerinin konuları nelerdir?” Gelen cevaplardan, üzerinde durdukları konuların sosyal hayatla değil, daha çok teknik ve meslekî konularla ilgili olduğunu anlıyorum. Bu tür şeyleri konuşmak, bazı terimlerin tekrarından başka bir şey olmadığından, genel anlamda İngilizcenin gelişmesini sağlamamaktadır. Başka bir deyişle, teknik terimleri veya belirli bir iş alanıyla ilgili İngilizce terimleri bilmek, kişinin, sosyal hayatla ilgili konuları içeren İngilizce metinleri veya konuşmaları anlayabilmelerini veya o konularla ilgili olarak konuşabilmelerini sağlamamaktadır ve sağlayamaz da.

Bir kişi felsefeci, sosyal bilimci, turizmci veya benzeri bir alandaysa, işiyle ilgili olarak kullandığı İngilizce sosyal işlevleri de yerine getirebilecek seviyede ve türde olabilir. Çünkü bunlar sosyal ve hayatla iç içe olan branşlardır. Ama kişi mühendis, eczacı, ithalat yazışmaları yapan birisi vs ise, o kişinin kullandığı İngilizce sadece meslekî terimlerden oluşur. Başka bir deyişle, kullandığı dil kısıtlı bir terimler topluluğudur ve aslında kişi “dijital” bir dil kullanmaktadır.

“Dijital dil” demek, içinde işitsel, dokunsal (dokunsal, kinetik vs) kelimelerin yani zarf, sıfat gibi kelime türlerinin geçmediği ve tasvirlerin yer almadığı yazılar veya konuşmalardır. Bu tür metinleri okumak veya konuşmaları dinlemek, yabancı dil bilginizin belli bir alanda gelişmesini sağlar, ama bu dili kullanarak sosyalleşemezsiniz. Bu da şaşırtıcı değildir.

Peki bu durumda ne yapmak gerekir? Yapılması gereken şey, yabancı dilde yazılmış hikâyeler, romanlar, biyografiler, röportajlar gibi metinler okumak veya bu tür sesli dokumanlar, radyo programları vs dinlemektir.

Bütün gün belli alanlarda İngilizce yazışmak veya konuşmak zorunda olsanız da, gün içindeki boşluklarda ve çalışma saatleri dışında sosyal hayata dair metinler okumalı veya sesli dokumanlar dinlemelisiniz. Bir kişinin sözgelimi oyuncak ithalatıyla ilgili konuları İngilizce konuşabilmesi bir avantajdır ama bu konuyla ilgili terimler, sizin sosyal hayatla ilgili konuları dile getirmeniz için yeterli değildir. İşadamları veya işkadınları, ortak çalışmalar yaptıkları kişilerle, ofis dışında bir araya gelmekte ve sosyal konuları da paylaşmaktadırlar ve bu insan tabiatının bir parçasıdır.

Bu sebeple benimle temasa geçen ve İngilizcesini geliştirmek isteyen herkese, dijital metinleri dinleyerek veya okuyarak ne anadillerini ne de yabancı dillerini geliştiremeyeceklerini anlatıyorum. Anadilimizden örnek vermek gerekirse, yabancı bir dostunuz sizden Türkçeyi nasıl geliştirebileceğini sorduğunda, herhalde ona sürekli olarak elektronik aletlerin kullanma kılavuzlarını okumayı önermezdiniz. Evet birkaç klavuz okumak da Türkçenin gelişimine katkıda bulunabilir, ama uzun vadede güzel bir Türkçeye sahip olmak istiyorsa, ünlü Türk hikâyecilerinin eserlerini okumasını önerirdiniz. Yabancı bir dili geliştirirken yapılması gereken şey de budur. Teknik veya meslekî metinler de İngilizcenize katkıda bulunsalar bile, İngilizcenizi geliştirmek konusunda sizi sürekli olarak besleyemezler.

Elbette yabancı dil öğrenirken hemen orijinal metinler dinleyemeyebilir veya okuyamayabilirsiniz. Ama düzeylendirilmiş ve içlerinde dijital bir dil değil canlı bir dil kullanılan hikâye kitaplarını okuyabilir veya bunların ses dosyalarını dinleyebilirsiniz. Özellikle ses dosyaları meşgul bir hayat süren kent insanını için her yerde kullanılabilecek araçlardır.
-----------
www.savassenel.com
----------
Konuyla İlgili diğer yazılar: Okumak istediğiniz yazınının adını tıklayınız.
Yabancı Dil Öğrenimi ve Yürüyen Merdivenler
Yabancı dil Öğrenme Süreci Net bir Hedefe Gerek duyar
Dil Öğrenme süreci, Sadece öğrenme Değil Aynı Zamanda Bir Beceriyi Edinme Sürecidir
Neden İngilizce konuşamıyorum?
Okumadan Yabancı Bir Dili Öğrenmek Mümkün müdür?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com

savassenel@yahoo.com


----------




Labels: , ,

Saturday, December 22, 2007

TERCÜME YAPMAYI NEDEN SEVİYORUM? (53)


Tercüme yapmak, bir çok alanda olduğu gibi ancak uzun yıllar boyu ustalaşırsanız, maddi ödülü büyük olabilecek bir alandır. Çoğu İngilizce öğretmeni tercüme yapmak yerine ders vermeyi seçer. Zaten İngilizce ya da başka bir dili bildiğiniz için tercüme yapmazsınız, aynı zamanda bu işi sevmelisiniz de.

Ben tercüme alanındaki üstatlarımızın affına sığınarak, bu konudaki düşüncelerimi yazmak istiyorum.

Tercüme yapmak için, o konudaki gelirden daha başka beklentileriniz olmalıdır. Sadece para kazanmak için tercüme yapmak zordur. Bu bütün meslekler için geçerlidir diye düşünüyorum. Bir işi sadece geçinmek ya da keyif aldığınız başka bir sebep olmadan yapmak, insanın ruhunu soldurur kanısındayım. Ama sevdiğiniz bir işi de size bedava yaptırmak isteyenler çıkabilir. Buna karşı da dikkatli olun derim.

Tercüme yapmak için yabancı dile vakıf olmak gerektiği düşünülür. Bu doğru bir düşüncedir. Fakat yabancı dili iyi bilmek, tercüme sürecinin sadece bir parametresidir. Başka bir deyişle temellerinden sadece birisidir. Tercüme yapmak için ana dilinizi de iyi bilmeli ya da geliştirmelisiniz. Yabancı dilde okuduğunu ana dile dönüştüremeyen birisi tercüme de yapamaz. Bu açıdan tercüme yapmak, bir metni anlamaktan ve onu özetlemekten başka bir şeydir.

Bu konuda sahip olmanız gereken başka bir özellik de empati becerisidir. hem yazarı anlamalısınız hem de kendinizi okuyucunun yerine koyabilmelisiniz. Dolayısıyla tercümanlıkta yaş önemlidir. Çok genç birisi bazı metinleri tam olarak anlamayabilir. Evet metni anlar, ama hayat tecrübesi az olduğu için yazarın duygularını kavrayamayabilir. Okuyucu açısındansa şöyle bir durum vardır: Okuyucu sizin çevirisini yaptığınız eseri okurken yalnızdır. O halde cümleleriniz açık seçik olmalıdır. Bu da, hem dil kullanımından hem de noktalama işaretlerinin doğru/ ergonomik/ beynin çalışmasına uygun bir şekilde kullanılmasından geçer. Okuyucu, ifadeleri net olarak anlamalıdır. Fakat anladığını kavrayacak alt yapıya sahip olup- olmamak konusunda sorumluluk okuyucunundur.

Tercüme sürecinde en önemli nokta, tercüme ettiğiniz metni sevmeniz, onunla duygusal bir bağ kurmanızdır. Bu, insan olmanın gereğidir. Bu açıdan, ben, bir şekilde yakınlık duyduğum metinleri tercüme ederim. Sonuçta, ortaya çevrilmiş bir metinle birlikte, o metinden bana kalan bir şeyler olsun isterim. Bu kalan şeyler, belki gelişen bir İngilizce ve Türkçe, belki bir konuda yeni bilgiler , belki de yeni bakış açısı olur.

Tercüme yapan kişi sabrı öğrenir. Her gün “fare gibi” eseri kemirir. Tercüme de yararlı bir ilke de günlük hedefler belirleyerek çalışmaktır. Acele etmeden, sabırla gidersiniz ve bir gün kocaman bir kitap bitmiş olur.

Tercüme yaparken yazarlığınız da gelişir. Başkalarının ifadelerini ana dilinize çevirirken, zaman içinde kendi düşüncelerinizi yazı diline tercüme etme ve ifade etme tarzınız da berraklaşır.

Tercüme sürecinden önce, tercüme edeceğim kitabı okumaya ve kendime yakın yerler bulmaya çalışırım. O kitabın doğasına uygun olarak seçtiğim müzik parçası ya da parçaları, benim sessiz çalışmalarıma eşlik ederler. Sözgelimi son tercüme maceramda bana eşlik eden müzisyenler Kitaro ve Vangelis’ti. Çünkü tercüme ettiğim kitapların doğasına uygun düşüyorlardı.

Tercüme çalışmasının en güzel yanı da, kitap basıldığında çevirmen olarak kitabın içinde kendi adınızı görmektir. Bu sevincinizi belli etmemelisiniz. Yoksa o da alacağınız ücretin bir kısmı gibi düşünülebilir ve bedelden düşülebilir (!)

Tercüme ettiğim kitapları rahatlıkla öneririm. Çünkü önermeyeceğim kitabı çevirmem. Şükür ki bu lüksüm var. Ayrıca, kitabı ben yazmadığım için de hararetle tavsiye edişim yanlış anlaşılmaz.

Kitap Tercümanlığı, ne yazik ki değeri anlaşılmayan bir meslektir. Genellikle bu meslek, ciddî olarak takdir görmez ve tercümanların emeği ucuza satın alınmaya çalışılır. Bu yüzden piyasa, aşksız ve ucuza yapılmış olan tercümelerle dolar. Okuduğunuz tercüme kitapların çoğunda, adını koyamasanız da bir yavanlık, anlaşılmazlık olmasının veya yabancı bir dilin kokusunu hissetmenizin sebebi işte budur.

Tercüme yapmayı seviyorum, çünkü tercüme yapmak, bana sabrı öğreten, yabancı dil öğrenmeyi ve ana dilimi sevdiren üstatlarımdan biridir
-----------
www.savassenel.com
----------
Konuyla İlgili diğer yazılar: Okumak istediğiniz yazının adını tıklayınız:
Tercümelerim
Yabancı Bir Dil Öğrenmeye Başlamak, Yeni Bir İnsanla Tanışmak Gibidir
İngilizce veya Başka Bir Dilde Tercüme Yapmanın İncelikleri
"Anadili Gibi İngilizce Konuşuyor” İfadesi Ne Anlama Gelir?
Neden Bazı Kişiler Türkçe Konuşurlarken Yabancı Kelimeler Kullanırlar?
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com




----------





Labels:

Tuesday, December 18, 2007

NEDEN YABANCI DİL ÖĞRENİMİ KONUSUNDA, BU YAZILARI YAZIP BİLGİÇLİK YAPIYORUM? (52)


Yabancı dil ve özellikle İngilizce öğretimi ve öğrenimiyle ilgili sayfalara baktığınızda bir sürü kaynak veya dokuman görürsünüz. (Bunun için aşağıda link vermiş bulunmaktayım.) Fakat benim sayfamda durum böyle değil. Neden benim bu sayfamda sadece yazılar var ve durmadan “bilgiçlik” yapıyorum? Sizlere bu sorunun cevabını vermek isterim.

Yabancı dil öğrenen kişilerin, bazı diller dışında, kaynak bulma sorunu yoktur. Özellikle internetten her türlü kaynağı indirmek mümkündür. Hatta yabancı bir dili öğrenen kişilerin sıklıkla yaşadıkları bir sorun da şudur: Sınırsız sayıda kaynak içinde, bir oraya, bir buraya savrulurlar ve neye çalışacaklarını şaşırırlar. Çünkü asıl sorunlar, konuya bakış açısından doğarlar ve kaynakların kullanımı sırasında ortaya çıkarlar.

Zira kişilerin yabancı dil öğrenimi konusuna bakış açıları genellikle sağlıklı değildir ve hangi kaynakları, hangi beklentiyle kullanacaklarını bilmezler. Bunu bilmeleri de zordur. Çünkü günlük hayatlarının telaşı içinde, acil ve öncelikli işlerini yaparken, yabancı dil konusuna kafa yoramazlar. Bu konuda doğru cevapları getirecek olan doğru soruları sormak için de oturup-düşünmek, yani zaman harcamak lazımdır.

Bundan dolayı, benim sayfamda bir yığın kaynak yerine, yabancı dil öğrenimine nasıl bakmak gerektiğini anlatan ve hangi kaynakların kullanılması gerektiğinden söz eden yazılar vardır. Geri kalanını okuyucu zaten kendi başına çözebilir.

Ben her zaman öğrencinin düşünce tarzını ele alır, eğitime önce ordan başlarım. Bir insanın, bir konuya bakış açısı yanlışsa veya eksikse, çalışmaları tatsız bir serüvene dönüşür. Söz gelimi kişi, öğrenmesi gereken yabancı dili, ulaşmak istediği hedefleriyle, kendisi arasında bağ kuran bir köprü olarak değil de, hedefleriyle kendisi arasında duran sevimsiz bir engel olarak görüyorsa, o kişi yabancı dil öğrenemez. Böyle bir kişi, içinde neler olduğunu anlamadığı ve sevmediği bir yemeği yemeğe çalışır gibidir.

Başka bir örnek daha vermek gerekirse, sözgelimi kişi, gramer öğrendiği zaman, o yabancı dili konuşacağını sanıyorsa, yine başka bir hata yapmış olur. Gramer çok kıymetli bir anahtardır ve önemlidir ama aslında en önemli görevi ve işlevi, bizim diğer kaynakları anlamamızı ve edinmemizi sağlamaktır. Gramer öğrenmek, hedeflenen yabancı dili öğrenmek anlamına gelmez. Yukarda verdiğim ve kişinin yanlış düşünce tarzıyla hareket ettiği her iki durumda da, elindeki kaynaklar işe yaramazlar.

Bu sebepten ben bu sayfada, daha çok, kişilerin konuya sağlıklı bakmalarını sağlayacaklarına inandığım yazılar yayımlıyorum. Yoksa bu sayfayı binlerce kaynakla doldurup, daha çok ziyaretçi gelmesini sağlayabilirdim.

Benim yapmaya çalıştığım ve aldığım geribildirimlere göre de büyük ölçüde başardığım şey, birincisi insanlara ellerindeki kaynakları nasıl kullanacaklarını göstermektir. İkinci olarak da, bilmedikleri ve hatta küçümsedikleri bazı kaynakların onlara ne kadar yararlı olacaklarını anlatmaktır. (Filmler, ses dosyaları radyo vs.)

Ben size bir inşanın planını ve kullanılacak olan malzemelerin türünü ve kalitesini veriyorum. Çünkü yapı malzemeleri her yerde var ve bulabiliyorsunuz diye düşünüyorum.
-----------
www.savassenel.com
----------
Konuyla İlgili diğer yazılar: Okumak istediğiniz yazının adını tıklayınız:
İngilizce öğrenenler için yararlı linkler

Yabancı dil Öğrenimi Konusunda Yaygın Bir Batıl İnanç
Yabancı Dil Konusunda Önümüzü Kesen Zihinsel Engeller
Hiçbir Konuda Kısa Yolun Kısası Yoktur!
Sinema Filmleriyle İngilizce Öğrenmek
Türkiye'de Yabancı Dil Öğrenimi ve Temel Sorunlar
-----------

Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com
----------

Labels: , , , , ,

Tuesday, September 11, 2007

MSN VEYA YAHOO MESSENGERLA ONLINE-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


Labels: , ,

Wednesday, August 22, 2007

DANIŞMANLAR, ASLINDA YİNE SİZE DANIŞIRLAR (51)


İlgili olduğum alanlarda bana danışan kişilere çok soru sorarım. Elbette bunun sebebi, onların özel hayatları konusunda meraklı olmam değil değil, onların ihtiyaçlarını ve beklentilerini elimden geldiği kadar anlama çabasıdır. Çünkü aslında, karşımdaki kişilerin sorduğu soruların cevapları yine kendilerinde gizlidir.
Danışmanlar, aslında bunu yaparlar. “Sorularınızın cevapları tamamıyla sizdedir” demiyorum, ama doğru cevapların bulunmasında anahtar işleve sahip olan ipuçları, yine sizdedir.

Sözgelimi yabancı dil öğrenimi konusunda bana danışan kişilere sürekli sorular sorarım. Çünkü hazır reçeteler yoktur. Hazır reçeteler varsa bile, hangisinin size uyduğunu anlamak için yine sorular sormam gerekir. Neden yabancı bir dil öğrenmek istediklerini, bu konuda ne kadar zaman ve bütçe ayırdıklarını, daha çok hangi araçlarla öğrendiklerini veya hangi araçlarla öğrenmeyi sevdiklerini, hedeflerini ve buna benzer şeyleri sorarım. Amacım mutlaka ders vermek değildir. Kendi başına çalışma alışkanlığı olan bazı kişilere mektupla öğrenim kurslarını bile öneriyorum. Ama onlar için hazırlayacağım programı belirlemek için bütün bu soruların cevaplarını bilmem gerekir.

Bu durumda, sorularımızın cevaplarının temeli bizdeyse, başka kişilere danışmak anlamsız mı olmaktadır? Elbette anlamsız değildir. Doğru soruları sorarak, gerekli cevapları arayan kişilere her zaman ihtiyacımız vardır. Aradığınız şeylerin cevapları sizdedir. Ama “öncü” cevapları ortaya koyacak olan soruları sormak, herkesin aklına gelmez veya kişiler genellikle doğru soruları bilmezler. Ama danıştığınız kişinin sizi doğru cevaplara götürmesi için, önce sizden bazı cevaplar alması gerekir ve bunun için de size sorular sorar. Sizin soru sorduğunuz kişinin, size bir sürü sorması önce “farklı” görünebilir. Ama bu gereklidir.

Bu durumda, doğru soruları sormak, danışmanlık yapmanın en önemli şartlarından birisidir. Sözgelimi nasıl yabancı dil öğrenebileceğinizi sorduğunuzda, sizin ilgi alanlarınızı, beklentilerinizi veya buna benzer şeyleri anlamaya çalışmaksızın, hemen cevaplar vermek, aslında “anlamsız” bir tavırdır.

Benim için soru sormanın diğer bir yararı da, söz konusu konuda ciddî bir hedefi olmayan “şakacı” kişilere farkındalık kazandırmasıdır. Bu tür kişiler, bir sohbet konusu ararlar ve
sizin İngilizce öğretmeni, tercüman veya iletişimci kişiliğinizi göz önüne alarak sorular sorarlar. Siz onlara sorular sorunca konunun gayet ciddî olduğunun farkına varırlar, size bir daha sorular sormazlar. Onların net bir hedefi olmaması suç mudur? Elbette hayır. Bu, onları ilgilendiren bir durumdur. Ama bir yere varmayan diyaloglardan kaçınarak, hem kendi zamanımı hem de karşımdaki kişinin zamanını korumanın da benim hakkım olduğunu düşünüyorum.

Net bir sonuçtan kast ettiğim şey, kişilerin benden ders almaları veya bir seminer vermem için beni davet etmeleri değildir. Her gün, temel konularda ciddiyetle sorular soran bir çok kişiye karşılık beklemeden cevaplar öneriyorum ve bence daha önemlisi kaynaklar veriyorum. Yeter ki kendileri için bir şeyler yapmak konusunda kararlı olsunlar.

“Hayat kısa, yapacak işler pek çok!” demişler, ne güzel demişler!
-----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
MSN: savassenel@hotmail.com

----------

Labels: , , , , ,

Sunday, July 15, 2007

YABANCI DİL ÖĞRENMEK KONUSUNDA ÇOK YAYGIN BİR EFSANE-BATIL İNANÇ (50)


Yabancı bir dil ve özellikle İngilizce öğrenmek veya İngilizcelerini geliştirmek isteyen dostlarımızla konuştuğumuzda, onların bu konuda gelişmelerini engelleyen bir düşünceyle karşılaşıyorum. Sorunların veya atılımların aslında önce düşünce tarzında başladığını bir kez daha görüyorum.

Onları durduran yanlış kanı şudur: Yabancı dil becerilerinin pratikle yani o dili konuşmakla gelişeceğini, yabancı bir dili pratik olarak “konuşarak” kullanamıyorlarsa, o dili öğrenmelerinin mümkün olmadığını düşünüyorlar. Sözgelimi İngilizceyi konuşmadıkları zaman zaten öğrenemeyeceklerine inandıklarından, bu dili öğrenmeye başlamıyorlar, yurt dışına gidecekleri güne kadar öğrenmeyi erteliyorlar.
En kötüsü de şudur: Bildikleri şeyler ve edindikleri beceriler varsa onlar da kaybolmaya yüz tutuyor.

Aslında “yabancı dil öğrenmenin tek yolu pratik yapmak mıdır?” veya “bir dili pratik olarak kullanmak, o dili sadece konuşmak mıdır?” gibi sorular sorsalar
ve bu soruların cevaplarını arasalar, farklı çıkış yolları bulabilirler:

Birincisi, bir dili pratik olarak kullanmadan önce, yapılması gereken şeyler bulunmaktadır. Bu şeyler, önce o dilde birikim yapmaktır. Bu da, ders almaktan, o dilde düzenli olarak hikâyeler, ses dosyaları dinlemekten, filmler seyredip kitap okumaktan geçer. Bir dili konuşmak, daha sonraki bir aşamadır; bu aşamayı öne almaya çalışmak sizi o dilde “tutuk” yapabilir ve gerçek şu ki ilerde akıcı konuşmanızı da engelleyebilir.

Başka bir tabirle, bir dili öğrenmek ve bazı beceriler geliştirmek için, o dili konuşmaya çalışmaktan önce yapacak çok şey vardır. Bunları yaptığınız zaman zaman içinde o dili konuşarak pratik yapmanın zamanı gelir; yavaş yavaş o dili konuşmaya da başlarsınız. Eğer konuşamıyorsanız, konu artık dilin kendisiyle ilgili problemler değil de, çekingenlik, odaklanmamak gibi şeylerdir.

Zaman azlığı ve çabucak sonuçlar alma arzusu gibi konular, yabancı dil öğrenenlerin uzun vadeli bir kayıpla karşılaşmalarına sebep olmaktadır. “Ya hep ya hiç” mantığına giren birisi, yavaş yavaş da olsa başarılı olmak yerine, kendisine bir süre biçmekte ve bu süre sonunda başaramazsa, yabancı dil öğrenimiyle olan bağını sonsuza kadar kesmektedir. Bu da, kişiye kazandıran bir bakış açısı değildir.

Satıcılık gibi meslek gruplarındaki kişilerin, turistlerle konuşabildikleri için az-çok yabancı dil öğrenebilmeleri, İngilizcenin sadece pratikle geliştiğini kanıtlamaz. Bu tür kişilerin İngilizceleri on yıl geçse de aynı kalır ve hiçbir konuda derinlemesine konuşamazlar. Bırakın konuşmayı, ciddî sohbetlerde, karşıdakinin ne söylediğini anlamazlar. Çünkü İngilizce kaynaklar okumazlar, filmler seyredip, sesli yayınları takip etmezler. Bunlardan birisini bile yapsalardı, çok büyük gelişme kaydederlerdi.

Size ilginç bir örnek vereyim: Arnavutluk’ta İtalyanca dersleri yoktur; İtalyan yoktur, İtalyanca konuşulmaz. Ama İtalya’ya ayak basan her Arnavut, daha önce hiç İtalyanca konuşmadığı halde İtalyanca konuşmaya başlar. Düşünün bu insanlar hayatları İtalyancayı konuşarak pratik yapmamış kişilerdir. Peki bir dili konuşarak pratik yapmadan nasıl oluyor da konuşabiliyorlar? Cevap şu: Yıllarca İtalyan televizyonları seyretmişler ve farkında olmadan dili edinmişlerdir. Bir iki cümle öğrenince pratik yapmak için fellik fellik turist aramak ve bulamayınca da “bu iş olmayacak” demek yerine, haftada iki yabancı film seyredilse, 6 ay sonra olağan üstü bir düzeye gelinebilir. Ama gerek para kazanmak isteyen kurumların “tribünlere” oynayarak, pratiği öne almasıyla, gerek iletişimsel Yaklaşımın (Communicative aprroach) yanlış anlaşılmasıyla, bu durum ortaya çıkmıştır. Bir dili konuşmak için size gelen birisine, “tamam size yardımcı oluruz. Bununla birlikte sizi bu hedefe götürebilecek bazı ön çalışmalar var” demek ve öğrenciye önce farkındalık kazandırmak, “doldur-boşalt” tekniğiyle kazanan kurumların işi değildir.

“İngilizce konuşularak öğrenilir, çocuklar da öyle öğreniyor” diyen kişiler, çocukların konuşmaya başlamadan önce en az
2 yıl etrafı dinlediklerini, masal kasetleri dinleyen, kendilerine kitap okunan bebeklerin daha güzel konuştuklarını göz ardı ediyorlar.

Ben size öğrenmekte olduğunuz dili konuşmayın demiyorum.
Ama hemen sonuca ulaşma arzusuyla temel çalışmaları ihmal edip, sonra hayallerinizin ölüşünü seyretmeyin diyorum.

Sabır, evrenin en önemli değerlerinden birisidir.
-----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com

MSN: savassenel@hotmail.com


----------

Labels: , , , , , , , , , , , ,

YABANCI DİL ÖĞRENMEYİ SEKTEYE UĞRATAN VE KONUYA BAKIŞ TARZIYLA İLGİLİ ENGELLER (49)


Yabancı bir dili öğrenirken karşımıza çıkan engellerin çoğu, o dilin kendisiyle ilgili şeyler değildir desem ne dersiniz?

Sözgelimi
İngilizce öğrenirken karşımıza çıkan engellerin çoğu İngilizcenin kendisiyle değil aslında daha çok başka şeylerle ilgilidir. Size bu engellerin bazılarından söz etmek isterim:

Birincisi; yabancı bir dili öğrenirken düşülebilecek en büyük tuzaklardan birisi, kısa vadeli adımlarda mükemmelci olmaktır. Uzun vadeli hedeflerimizde mükemmelci olabiliriz ve hatta olmalıyız da. Fakat kısa vadeli çalışmalarda mükemmelci olmak, yabancı dil öğrenme sürecinin en büyük engellerinden birisidir.

Sözgelimi bir sözlük karıştırdığınızda gördüğünüz her kelimeyi öğrenmeye veya bir kitabı okurken her şeyi anlamaya çalışmak, bu türden bir yanlıştır. Bir filmi seyrederken konuyu anlayabildiğimiz hâlde, o filmde geçen her şeyi anlamaya çalışmak ve bunu başaramadığımız zaman karamsarlığa kapılmak, bir süre sonra bizi yorar ve çalışmalarımızı durdurur. Sözgelimi uçak yaparken, her şeyin tam olması gerekir. Uçağın projesindeki en küçük bir hata, bir sürü insanın canına mâl olabilir. Ama yabancı bir dili öğrenirken yanlış anlamak veya bazı şeyleri eksik ifade etmek veya her şeyi anlamamak, kimsenin hayatını tehlikeye atmaz. Bu sebeple, her araçtan yeni bir şey öğrenmek bizi mutlu etmelidir. Öğrendiğimiz her kelime, her yapı içinde bulunduğumuz dil odasını biraz daha genişletir. Önceleri bize dar gelen bu odanın, zamanla öğrendiğiniz her yeni kelime, kalıp veya
gramer yapısıyla yavaş yavaş genişlediğini hissedersiniz.
Ama bu odanın birden bire genişlemesini isterseniz, bu mümkün olmaz ve hayal kırıklığına uğrarsınız.

Yabancı dil öğrenimini zorlaştıran engellerden bir başkası da, öğrendiğini hissedememek, bu konuda farkındalık geliştirmemiş olmaktır. Özellikle temel gramer konularının bittiği ileri düzeylerde, öğrenci bir okyanusa açıldığını ve artık ilerlemediği hissine kapılır. Bütün dünyada, öğrencilerin yabancı dil öğrenmeyi en çok bıraktıkları dönem, bu dönemdir. Gramer konularını bitirmiş ve dilin içine dalmış olan öğrenci, artık yabancı dil öğrenmediğini düşünmeye başlar. Gerçekten de açık denizlerde, etrafta kara veya başka bir gemi gibi referans noktası yoksa ve siz güvertedeyseniz, size geminiz hiç ilerlemiyormuş gibi gelir. Ama gerekli ölçümleri yapan cihazlara baktığınızda veya etrafta kara varsa, aslında ilerlediğinizi anlarsınız.

Bu noktada öğretmenlere büyük bir görev düşer. Öğretmenin bir görevi de öğrencinin geliştiğini, yine öğrencinin kendisine göstermektir. Öğretmen bunu nasıl yapabilir? Bir öğrenciye aslında ilerlediğini hissettirmenin akla ilk gelen yolu, elbette sınavlar ve diğer ölçme-değerlendirme yöntemleridir. Ama bu da yeterli değildir. Aşlında en önemlisi, öğrencilerin o dilde düzenli okumalarını, ses dosyaları dinlemelerini ve filmler seyretmelerini sağlamaktır. Bunun ne yararı olur? Birincisi bunlar zaten dilin öğrenildiği kaynaklardır. Dersler bir yabancı dili öğrenmenin yolu olabilirler. Ama o dile gerçekten “sahip ve vakıf” olmanın yolu, o dili kullanmaktır. Fakat bir dili kullanmak deyince, aklımıza sadece o dili konuşmak gelir. “Bir dili kullanmanın yolunun sadece konuşmak” olduğu inancı çok yaygın bir “efsanedir.” Bir dili kullanmanın yolu sadece konuşmak olsaydı o zaman kulaklarımıza gerek kalmazdı.
Bunun yanında gelişmeyi ölçmenin en iyi yolu da yine o dilde okumak, dinlemek ve seyretmektir. Çünkü sözgelimi bir ay önce okuduğunuz bir kitap veya dinlediğiniz bir hikâye size bir ay sonra artık basit gelir. Bunun anlamı şudur: Siz geçen o bir ay içinde biraz daha mesafe almışsınızdır ve o dilde biraz daha gelişmişsinizdir. Bu da sizin çalışmalarınızın boşa gitmediğini ve yabancı dil denen okyanusta ilerlediğiniz anlamına gelir. Bunu sadece bilmekle kalmaz aynı zamanda hissedersiniz de.

Bu açıdan, birlikte yabancı dil çalıştığım kişilerin günlük hayatlarını programlamalarını ve her gün kitap okumalarını, o dilde ses dosyalarını dinlemelerini, filmler seyretmelerini sağlamaya çalışırım. Yoksa ne özel ders almak, ne de dersaneye gitmenin anlamı yoktur. Öğrendiğiniz dilde filmlerle, kitaplarla veya ses dosyalarıyla iligli çalışmalarınız yoksa, o dille sadece tanışmış olursunuz. Fakat ciddî bir arkadaşlığınız olmaz.
-----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com


----------

Labels: , ,

(OLMASINI BEN DE İSTERDİM AMA) NE YAZIK Kİ KISA YOLUN KISASI YOK (48)





Saygılar

Savaş ŞENEL

www.savassenel.com

Labels: , , , , , , , ,

Friday, June 15, 2007

KENDİ KENDİNİZE Mİ YABANCI DİL ÖĞRENİYORSUNUZ? O ZAMAN BİR DANIŞMANA İHTİYACINIZ VAR DEMEKTİR!



Labels:

Monday, June 04, 2007

ULUSLARARASI TÜRKÇE OLİMPİYATLARI (47)


“Uluslararası Türkçe Olimpiyatları”, uzun zamandır hakkında yazı yazmak istediğim bir konu olarak karşımda duruyordu.
Bu yıl beşincisi düzenlenen “Uluslararası Türkçe Olimpiyatlarını” görünce, bu konuda yazmakta gerçekten çok geç kaldığımın farkına vardım.

Uzun soluklu ve çok ciddî emeklerin meyvelerinden (sadece) birisi olan Türkçe Olimpiyatlarının, şu anda farkına varıldı ama, bu etkinliklerin ne denli büyük bir girişim olduklarının gerçekten anlaşılması, biraz daha zaman alacak diye düşünüyorum.

Bundan yaklaşık olarak on beş yıl kadar önce, Kuşadası'na bir öğrencimin velisiyle görüşmeye gitmiştim. Öğrencim, müziğe sıra dışı bir kabiliyeti olan bir çocuktu ve Flamenko gitar çalıyordu. Babasının, bu konuda, bir eğitimciden tavsiyeler alması gerektiğini düşünüyordum. Öğrencimin babası turistik bir yer işlettiği için onu orada ziyaret etmiştim ve bu sözü geçen mekânda turistlerle de tanışma fırsatım olmuştu.

Burada bir grup Fransızla konuşurken, bu insanlar Türkçenin müzik gibi bir dil olduğunu ve kulağa çok hoş geldiğini söylediler. Ben de romantizmden mi, vatanseverlikten mi, yoksa safça bir öngörüyle mi bilmiyorum “Türkçenin, öğrenilmesi nispeten olay bir yapıya sahip olduğunu ve bir gün gerçekten bütün dünyada yayılacağını” söyleyiverdim. Bana gülümseyerek baktılar. Karşılarında iyi niyetli, çiçeği burnunda bir İngilizce öğretmeni vardı ve böyle bir şey söylüyordu.

Zaman içinde dünyanın değişik yerlerinde Türk okulları açılmaya başladı. Bugün “Türkçe Olimpiyatları” olarak karşımıza çıkan bu oluşum, işte bu okulların meyvesidir. Bu okullar açılacaklar, ilk öğrencilerini alacaklar ve bu öğrenciler ileri düzeyde Türkçe öğrenip, 100 farklı ülkeden geleceklerdi. Bu uzun soluklu bir hülyaydı ve herkesin hülyası da değildi.
Bir gün bir konuda sabırsızlık gösterdiğim bir anda, merhum annem bana şöyle demişti: “Telaşlanma oğlum, ömrün varsa görürsün.” Gerçekten de o hülyanın başladığından beri uzun zaman geçti ve ömrü olanlar bugün 100 farklı ülkeden gelen 550 genç ve çocuğun Türkçe konuştuklarını, Türkçe şiirler okuduklarını, Türkçe şarkılar söylediklerini gördüler.

Bunun bir İngilizce-yabancı dil öğretmeni için anlamı nedir?


Yabancı bir dili öğretirken, önce Türkçeyle, ana dilimizle dost olmamız gerektiğini her zaman belirttim. Dolayısıyla, anadiliylel dost olan birisi olarak, Türkçenin daha fazla ülkede konuşulması hoşuma gider. İkinci olarak, Türkçe Olimpiyatlarına katılan bu çocuklar, bir zamanlar Türkçe bilmiyorlardı ve onların çoğuyla anlaşmak için, belki de önce İngilizce kullanıldı, belki de o ülkelerin dili öğrenildi. Bazı insanların yaptıkları gibi İngilizceye veya yabancı dillere alerjiyle bakmak yerine, İngilizceye ve yabancı dil öğrenimine bir köprü işlevi yüklendi ve zamanla bu gençlere Türkçe öğretildi. Üçüncü olarak da, Türkçe, dünyanın bir çok yerinden gelen ve anadilleri ortak olmayan çocukların ve gençlerin İngilizce yerine kullandıkları iletişim dili oldu. Bu sebeplerden dolayı, bir Türk vatandaşı olarak heyecanlanmanın yanında bir İngilizce öğretmeni olarak da konu hakkında heyecan duyuyorum.

İngilizce öğrenmek isteyen kişilere,
hep konuyla ilgili bir hayal edinmelerini ve bunu belirli tarihleri olan bir hedef halinde yazmalarını tavsiye ederim. İngilizcenin, Türkçenin tanıtılması için kullanılması, bu konuda konabilecek hedefler konusunda ilham verici bir örnek olabilir. Sizin İngilizce öğrenme amacınız elbette bu olmak zorunda değildir. Fakat, Türkçe Olimpiyatları, yabancı bir dil öğrenmenin, yabancı bir kültürün “kölesi” olmak anlamına gelmediğine, o kültürle kendi kültürünüz arasında bir köprü ve kişiyi zenginleştiren bir araç olabileceğine dair büyük bir vizyon vermektedir.

Türkçemi de yabancı dil öğrenmeyi de seviyorum. Çünkü ilki anayurdum, diğerleri de misafir olduğum diyarlardır.
-----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com

MSN: savassenel@hotmail.com











Labels: ,

Thursday, May 31, 2007

MSN VEYA YAHOO MESSENGERLA ONLINE-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


Labels: , ,

MSN MESSENGER VEYA YAHOO MESSENGER’DA YABANCI DİL-İNGİLİZCE ÖĞRENİLEBİLİR Mİ VEYA ÖĞRETİLEBİLİR Mİ? (46)


Bir süre önce MSN ve YAHOO Messenger üzerinden İngilizce dersleri vermeye başladım. Yakında diğer programları da kullanmaya başlarım! Bu düşünce, hedeflediğim kitleye nasıl ulaşabileceğim konusunda kafa yormaya başlayınca ortaya çıktı. Benim hedeflediğim kişiler, hayalleri ve hedefleri belli, zamanları kısıtlı kişilerdi. Bu tür insanlar, sadece İngilizceyle ilgili değil aynı zamanda başka konularla da ilgilenirler. Bu kişilerin iki önemli özellikleri, “zaman fakiri” olmaları ve eğitim giderlerinin çok olmasıdır. Dolayısıyla internet üzerinden, makûl bedellerle, “sohbet” yoluyla İngilizce dersleri, bu düşüncelerle ortaya çıktı. Bu arada benim yaklaşık 6 yıldır radyoculuk yapmış bulunmamın ve mikrofonda iletişim konusunda deneyimli oluşumun da bu konuda büyük bir avantaj olduğunu düşündüm. "Online İngilizce Dersleri" böylece başlamış oldu.

Bu şekilde ders verdiğim yol arkadaşlarımın (öğrencilerimin) bazı ortak özellikleri var. Bir öğretmen ve danışman olarak avantajlı bulduğum bu özellikleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Belki sizler de aynı özelliklere sahipsiniz:

- Benimle bağlantıya geçen kişilerin İngilizceyle ilgili hayalleri ve hedefleri genellikle az-çok netlik kazanmış olmaktadır. Dolayısıyla bu kişiler benimle bağlantıya geçerlerken, zihinlerinde “sanal ortamda İngilizce öğrenilir mi-öğrenilmez mi” sorusundan çok “öğreneceğim” kararını taşıyorlar.


- Yabancı dil konusunda veya online dersler konusunda tereddütleri olsa bile, ki bu çok normaldir, benden açıklıkla bilgi istiyorlar.

- İngilizceyle ilgili ve genel konulardaki yazılarımı okumuş oluyorlar. Dolayısıyla yabancı dil öğrenmenin doğaıyla ilgili düşüncelerimi okumuş ve gerçekçi olduklarını kabul etmiş oluyorlar. Birlikte çalışırken süreci, karşılıklı fikir alışverişiyle olgunlaştırıyoruz. Ama (bence) temel ilkelerde ihtilaf yaşamıyoruz.

- İngilizce öğrenmeyi “belli şartlara” değil “eldeki imkânları en iyi kullanma” ilkesine bağlamışlar. “Yaz gelsin öğrenirim”, “hele şu iş bitsin öğrenirim” veya “bir gün kursa giderim” gibi bahaneleri yok.

- Hiç kimsenin hiç kimseye dil öğretemeyeceğini sadece “yol arkadaşı”-yardımcı olacağını ama iyi bir yol arkadaşı ve rehberin çok önemli olduğunu farkındalar.

- İngilizce öğrenmeyi hayatlarının bir parçası haline getirmedikçe bu işin yürümeyeceğini bir şekilde farkına varmışlar. Benim tavsiyelerim ışığında ama onların da katılımıyla belirlediğimiz günlük çalışmalara önem veriyorlar.

- Bu kişiler zamanlarının kıymetli olduğunu farkındalar. Dolayısıyla İngilizce kurslarına gitmek için yolda zaman harcamak istemiyorlar. Evlerinde, yani rahat ettikleri mekânda ders almak onlara daha verimli geliyor.

- İnternet ortamında geç saatlerde de ders alabiliyorlar.

- Bir iletişim ortamı olan interneti kontrollü kullanma alışkanlığına sahipler ve bu aracı verimli bir şekilde kullanabiliyorlar veya bu yönde ilerliyorlar.

Elbette ben bire-bir derslerde veriyorum. Benden bire bir ders alan öğrencilerimin de aynı özelliklere sahip olduklarını söyleyebilirim.


Sizler de bu özelliklere sahipseniz veya konuyu anlamak istiyorsanız, benimle bağlantıya geçebilirsiniz.

“Öğrenmenin, yaşı ve yeri yoktur” derim, başka şey demem.
-----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com











Labels: , ,

Saturday, May 19, 2007

SÜLEYMAN NAZİF ANADOLU LİSESİNDE GÜZEL BİR GÜN! YDS İNGİLİZCE HAZIRLIK (45)


Okuyucularımdan sık sık e-mail alırım. Bunun keyfini yazarlar bilirler. Bu e-maillerden birisinde ÖSS ve YDS sınavlarına hazırlanan bir grup öğrenciye konuşma yapmam rica edildi. Benden bu konuşmayı yapmamı rica eden kişi, öğrencilerin durumuyla yakından ilgilenen bir veli olan Elif Hanımdı. YDS konusunda araştırma yaparken benim bloglarımdaki yazılarımı görmüş ve öğrencilere yararlı ipuçları verebileceğimi düşünmüştü. Ben de bu nazik daveti kabul ettim ve Elif Hanımla görüştükten sonra Süleyman Nazif Anadolu Lisesini ziyarete gittim. Bir ziyaretçi gözüyle içeri girince disiplinli, temiz ve düzenli bir okul havasıyla karşılaştım. Okul müdürü Abdullah Alp Beyle ve İngilizce öğretmenleri olan Pelin Hanım ve Zeynep hanımla da kısa bir sohbet etme imkânımız oldu. Daha sonra da seminer gününü kararlaştırdık.

Kararlaştırdığımız günde, iki sınıftan oluşan yaklaşık 45 kişilik bir dinleyici grubuyla sıcak bir sohbetimiz oldu. Onlara ÖSS ve YDS konusunda aşağıda verdiğim ilkelere dikkat etmelerini önerdim. Güzel bir gündü ve ortaya çıkan bu güzel gün, tamamen bir takım çalışmasının ürünüydü. Seminerden önce ve sonra bana yol arkadaşlığı ve ev sahipliği yapan Oğuz Beyle yaptığımız sohbetler de benim açımdan çok verimli oldu. Bu takım çalışmasında yer alan herkese teşekkür ediyorum.

Öğrencilerle yaptığımız söyleşi sırasında verdiğim bu ilkeler, her ne kadar YDS İngilizce hazırlıkla ilgili görünse de aslında bütün dil sınavları konusunda size yardımcı olabilirler düşüncesindeyim:

ÜNİVERSİTEYE (HAYALLERİMİZE GÖTÜREN KÖPRÜYE) GİDEN YOLDAKİ ENGELLER VE ÇÖZÜMLERİ

1. Hayalsiz çalışmak: Hemen hayalinizi bulun!

2. Hedefsiz çalışmak: Hemen hedefler koyun!

3. Fatura ödemeye hazır olmamak: “Her şeyin bir bedeli var!” desem?

4. Fırsat Maliyeti teorisini bilmemek!: Hemen öğrenin.

5. Yabancı dil puanının avantajlarını bilmemek: Hemen öğrenin!.

6. Sınav Sisteminin ölçü olduğunu unutmak: Gurur yapmayın, gerçeği kabul edin!

7. Konuyu kamera şakası gibi algılamak, “kamera nerde?” diye sormak: Konuyu ciddiye almaya başlayın!

8. Ölçünün, sınıftaki durum veya başkaları değil sınav olduğunu göz ardı etmek: Hemen teraziye çıkın!.

9. Potansiyel enerjiyle, kinetik enerjinin farklı türler olduğunu unutmak: Hemen araştırın!.

10. Kafamıza göre takılmak: Kendinize gelin! Sistemin mantığını kavrayın!

11. Başkalarının hakkına saygılı olmayı göz ardı etmek: Zaman çalmayın!

12. Sadece İngilizceyi önemsemek, diğer branşları göz ardı etmek: İnanmıyorum!.

13. Takım bireylerinin değerlerini göz ardı etmek: Olamaz!

14. Farkındalık içinde olmamak: “Yangın var!” desem yeridir!

15. Türkçe okumaya önem vermemek: “Anadil kıskançtır!” diyeyim yeter!

16. İngilizce okumaya önem vermemek: “Sınavda felaket” anlamına gelir!

17. Ölü zamanları iyi kullanmamak: Çok mu zenginsiniz?

18. Bir gün gelecek bir gün kalacak sözünü hatırlamamak: Evet, bir gün gelecek 1 gün kalacak!
-----------

www.savassenel.com

-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com







Labels: , , ,

Sunday, May 06, 2007

ONLINE TÜRKÇE DERSLERİ-ONLINE TURKISH CLASSES (MSN & YAHOO MESSENGER etc.

YOU WANT TO PRACTISE TURKISH?- TÜRKÇE PRATİK Mİ YAPMAK İSTİYORSUNUZ? -NO TIME TO ATTEND A TURKISH CLASS OR YOU NEED SOMEONE TO PRACTISE TURKISH? DERSANEYE GİDECEK ZAMANINIZ MI YOK VEYA TÜRKÇE PRATİK YAPMAK İÇİN BİRİSİNE Mİ İHTİYAÇ DUYUYORSUNUZ? -
WE CAN STUDY TURKISH TOGETHER ONLINE-SİZİNLE ONLİNE OLARAK TÜRKÇE DERSLERİ YAPABİLİRİZ. (MSN MESSENGER OR YAHOO MESSENGER)

savassenel@hotmail.com
savassenel@yahoo.com

Labels: , ,

Monday, April 09, 2007

MSN, SKYPE, GOOGLE VEYA YAHOO MESSENGERLA ONLINE-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


Labels: , ,

GRAMER ÇALIŞMANIN İNCELİKLERİ (44)


Bizim İngilizce öğrendiğimiz dönemde, gramer derslerinde öğrencilere kalıplar verilirdi. Gerçi İngilizce deyince aslında akla gelen gramer bilgisiydi. Bu yanlış tavrı bu günde görebiliriz. Gramer kalıplarının, sözgelimi “present tense”’in bütün cümle modellerini gören ve ezberleyen öğrenci o tensi öğrendiğini düşünüyor. Hâlbuki daha önceden hazmetmediğiniz bir konunun yapısını toptan ezberlemeye veya öğrenmeye çalışmak, sizi sadece kafa karışıklığına götürür. Birbirine benzeyen şeyleri aynı anda veya çok kısa bir zaman içinde öğrenmenin garanti ettiği bir şey vardır: Konuları ve ayrıntıları birbirleriyle karıştırmak.

İkinci olarak belirtmek istediğim konuysa, bence en önemli olanıdır. Öğrenciler gramer öğrenirken, biraz da öğretmenlerin marifetiyle şunu göz ardı ederler: Gramer, anlamın kölesidir. Gramer, bir mesajı iletmek için kullanılan bir araçtır. Sözgelimi iki “tense” birbirinden farklıysa, bunun sebebi farklı mesajlar taşımalarıdır. Onların farklı oluşunun bir anlamı vardır. Gramer yapılarının karmaşık olması, bizi yormak amacı taşımaz, karmaşık anlamları taşıyabilmek amacı taşır.

Dolayısıyla ben bir gramer yapısını öğretmeden önce, ilk olarak onun taşıdığı anlamın kavranmasını sağlarım. Öğrenci, öncelikle bir gramer yapısının ne amaca hizmet edeceğini öğrenmelidir. İnsanlar, bir mesajı vermek isterler ve bu mesajı taşımak için en uygun yapı hangisiyse onu kullanırlar. Anlam taşımayan bir yapı anlamsızdır. İletişimsel bir ihtiyacı veya nüansı kavrayamayan bir öğrenci, o nüansı veya ihtiyacı yüklenen bir gramer yapısını anlayamaz.

Öğrencilere tensleri veya diğer gramer yapılarını öğretiriz. Öğrencilerimiz de bunların birer araç olduğunu, taşınmak istenen mesaj göre kullanıldıklarını farkına varmaz. Formüller ezberlenir, halbuki öncelikle anlaşılması gereken şeyler bağlamlardır. Mesela “if clause” konusunda öğrenci formüller ezberler, ama kullanamaz. Çünkü formüller tek başına anlamsızdır. Önce “eğer”le başlayan bir cümle kurduğunda hayal mi kuruyor, bir gerçeği mi söyleyecek yoksa geçmişi mi kritik edecek, buna karar vermelidir. Ne söylemek istediğini bilen birisi, ihtiyacı olan hangi gramer kalıbını öğrenecektir. Beynimiz ve kalbimiz mesaja odaklıdır. Onlara bağlamı tanımlayınca, yapıları ve bağlam farklılıklarından doğan farklı yapıları kullanmak ihtiyacını anlar ve gereğini yapar.

Sözgelimi geniş zamanın “alışkanlık ve adetlerimizi” anlatmak için kullanıldığını kavratmadan, öğrencilere bu “tense”in kurallarını öğretmenin anlamı yoktur. Elinizde bir araç var ama ne zaman kullanacağınızı bilmiyorsunuz. Bu araç ne işe yarar? Simple present tense’in kurallarını ezberlediniz ama nerede hangi anlamda, ne için kullanılır bilmiyorsunuz. Sizce bu tensin iskeletini bilmek işe yarar mı? Bence hayır.

Bu konuda söylediklerim size anlamsız gelebilir. Fakat özellikle son zamanlarda bunu çok sık gözlemliyorum. İngilizce veya yabancı dil öğrenenler, gramer kalıplarını ezberlemekle dili kavradıklarını düşünüyorlar. Halbuki asıl olan, bağlamdır. Burada sorulacak sorular şunlardır: “Ben hangi mesajı verdiğim zaman bu kalıbı kullanmalıyım? Bu gramer kalıbı hangi anlamı-mesajı taşımaya yarar? Bu iki yapı arasındaki fark, hangi anlam farkından dolayı ortaya çıkmıştır?”

Bu soruların cevaplarını net bir şekilde anladığınızda, gramer öğrenmek, keyifli bir süreç haline gelecektir.

Dolayısıyla gramer derslerinde öncelikle durum belirten hikâyeler kullanırım: “Eve geldiniz ve çoktan yemek yendiğini gördünüz” veya “siz eve ulaştığınızda, herkesin masada yemek yediğini gördünüz” gibi ifadelerle, zihinde bir durumun resmini çizmeye çalışırım.

Çünkü, başka insanlara bazı resimleri canlı bir şekilde iletebilmek için gramer kalıplarını kullanırız.

Haksız mıyım?
-----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com







Labels: , , , , , ,

Thursday, April 05, 2007

MSN VEYA YAHOO MESSENGERLA ONLINE-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


Labels: , ,

ÖZGÜR ÖĞRENME AMOSFERİ; GÜZEL BİR DERSANE, GÜZEL BİR GÜN (44)


Bugün bir davet üzerine çokça şubesi olan ve son yıllarda ciddî ataklar yaptığını gördüğüm bir kuruma gittim. Benimle bir seminer etkinliğiyle ilgili görüşmek istemişlerdi.

Bu tür ziyaretler öncesi zihnimde soru şeklinde ortaya çıkan bir endişem olur: Kurumu tanıtmam veya tavsiye etmem için benim öğrencilerle ilgili bazı beklentilerimi karşılıyorlar mı veya karşılamaya niyetleri var mı? Yabancı dil öğretimiyle ilgilenen bir kurumdan en büyük beklentilerim, ciddî bir rehberlik hizmeti ve öğrenciye ders içinde ve dışında da (senkron ve asenkron) öğrenme imkânı veren araç ve gereçlerin sunulmasıdır. Fakat beni karşılayan ve bana zaman ayıran eğitimci arkadaşım, yapılan çalışmaları anlatıp, rehberlik sistemi hakkında ayrıntılı bilgiler verdiğinde bu endişem izale oldu. Öğrencilerin kullanımına sunulan sesli ve görsel araçların, kitapların ve dokumanları görme imkânı buldum. Bu bile beni etkilemek için yeterliydi.

Rehberlik kavramını neden önemserim, açıklayayım:

Kişiler, her ne kadar dersaneye İngilizce öğrenme niyetiyle gelseler de, yaptıkları seçimleri farkında olmayabilirler, zaman içinde dikkatleri dağılabilir, hayalleri veya hedefleri zayıflayabilir. Bu durumda, yaşları ne olursa olsun, onlara destek olacak bir yol arkadaşına ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla bir eğitim kurumu, öğrencilerine sadece İngilizce dersleri değil, destek de vermeli, kısaca o kurumda iyi bir rehberlik sistemi olmalıdır. Ben bir İngilizce öğretmeni olarak, Türk gençlerinin İngilizce öğrenmelerini istiyorum ve özellikle gençler, konuya bir kere küstükleri zaman, o konuyla yeniden duygusal bağ kurmaları gerçekten zor olmaktadır. İyi bir rehberlik sistemi, onların konuyla olan bağlarını kuvvetli tutabilir.

İkinci olarak da yabancı dil bir beceridir ve zaman içinde gelişir. Öğrencilerin, ders içinde ve daha önemlisi ders dışında İngilizceyle veya öğrendikleri dille ilgili olarak çalışmalar yapmaları gerekir. Sözgelimi ödevleri dışında evlerinde film seyretmeleri, yolda ses dosyaları dinlemeleri veya hikâye kitapları okumaları lüks değil, ihtiyaçtır. Fakat bunların ne kadar önemli olduğu öğrencilere sistemli olarak anlatılmalı ve onlara da bu araç ve gereçlerin sağlanmalıdır. Modern hayatın koşuşturması içinde öğrencilerin gereken araç ve gereçleri çarşıdan-pazardan arayıp bulmak için zamanları yoktur. Bundan dolayı kurumun bu şartları onlara sunması çok önemli bir hizmettir. Bana göre öğrencilerin ders dışında kullanabilecekleri araçlarla tanıştırılmaları, öğrenciyi öğrenme konusunda özgür kılar ve bu imkânı sağlayan kurum adına da kocaman bir artıdır. Öğrenciler, bu şekilde ilerlediklerini farkına vardıklarında da, devam ettikleri kurumun gönüllü birer sözcüsü ve tanıtımcısı olurlar.

Kişisel olarak kendime baktığımda katıldığım ve değer verdiğim organizasyonların temelinde, kitap ve diğer araçları görüyorum. Çünkü her şeyin eğitimciler ve elçiler tarafından verildiği organizasyonlarda eğitim ve katılım düzeyi “aritmetik” olarak artarken (1, 2, 3, ,4… ) kitapların ve diğer araçların kullanıldığı organizasyonlarda büyüme ve katılım oranı geometrik olarak büyür. (2, 4, 8, 16, 32…)

Kısacası, kitaplar ve diğer araçlar, damarda kanın akması gibi bilginin organizasyon içinde paylaşılmasını ve dolaşmasını sağlarlar. Konu ister İngilizce olsun, isterse başka bir değer, sonuç hep olumludur.

Yukarda anlattığım iki önemli konu ışığında bakınca, (rehberlik ve araç-gereçler) bugün ziyaret ettiğim dersaneyi çok hoş buldum. Bu sebepten dolayı, bugün ziyaret ettiğim kurumdaki arkadaşımıza memnuniyetimi dile getirdim. Bir eğitimci olarak, öğrencilere rehberlik sistemiyle destek verilmesi ve araç ve gereçlerle onlara sürekli öğrenme imkânın tanınması beni gerekten memnun etti.

Dilerim, yabancı dil öğretimi alanında çalışan bütün dersane ve kurumlarda aynı duyarlığı görürüz.

NOT: Bana e-maille sorarsanız, size kurumun adını verebilirim.
-----------

www.savassenel.com
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN: savassenel@hotmail.com












Labels: , , , , , , , , , , , ,

Saturday, March 31, 2007

MSN VEYA YAHOO MESSENGERLA ONLINE-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


Labels: , ,

İNGİLİZCE KELİMELER ÖĞRENMEK İÇİN KULLANABİLECEĞİNİZ YÖNTEMLER (43)


Yabancı dil öğrenenlerin en çok sorduğu sorulardan biri de nasıl kelime öğrenecekleridir. Bu konuda özellikle vurgulamak istediğim şey öncelikle sadece kelimeler değil nasıl kullanılacaklarını da öğrenmektir. Müstakil kelimeler öğrenmek de önemlidir. Bu da ayrıca bir çalışma olarak yapılır. Kelime öğrenmek için yapılabilecek çalışmalar:

· Sözlük okumak: Sözlük okumak çok işe yarar. Çay veya kahve eşliğinde sözlük okuyabilirsiniz. Bu çalışma için bir sözlük ayırabilir ve notlar alarak okuyabilirsiniz. Sözlüğü baştan sona okumanız gerekmez. Hoşunuza giden, ilginizi çeken ve bir şekilde kendinize yakın hissettiğiniz kelimeleri okuyup aşina olabilirsiniz. Bu çalışma da amacınız kelimeleri tamamen öğrenmek olmamalı, kelimelerle tanışmak olmalı.

· Resimli sözlükler: Resimli sözlükler de çok yararlıdır. Bu tür sözlükler, bir kelime grubunu resimlerle verirler. Sözgelimi çocuk odası resmi ve oradaki eşyaların İngilizce karşılıkları vardır. Kelimeleri anlamlı gruplar içinde öğrenmek daha verimlidir. Böyle bir resimli sözlüğü alıp akşamları belirli saatlerde çalışabilirsiniz.

· Kelime ezberlemek: Kelimeleri kartlara yazarak ezberleyebilirsiniz. Her karta bir kelime yazmak şartıyla, kartın bir yüzüne kelimeyi diğer yüzüne de anlamını yazabilirsiniz. Bu desteye her gün 10 kelime ekleyebilirsiniz. Ezberlediğiniz kelimeleri ayrı bir yere koyarsınız, onların zamanla arttığını görmek size heyecan ve keyif verir. Kelime ezberlemek ilkel görünebilir ama oldukça etkili ve keyifli bir yöntemdir. Kelime ezberlemek, güzel bir çalışmadır ancak kitaplar, ses dosyaları veya filmlerle desteklenmezse ezberlediğiniz kelimeleri unutursunuz.

· İngilizce Hikâye kitapları okumak: Hikâye kitaplarını anlayacağınız düzeyin bir derece üstünde seçin ve sözlüğe bakmadan metin içinde anlamaya çalışın. Anlamakta zorluk çektiğiniz veya kelimeyi merak ettiğiniz zaman sözlüğe bakın. Bir hikâye kitabından verimli yararlanmak, onun içinde geçen her kelimeyi anlamak anlamına gelmez. Aksine profesyonel dilciler, her kelimeyi anlamayı beklemeden metindeki mesajı anlamaya çalışırlar. Çünkü anlam, kelimeler üstü bir karamdır.

· Yoğun okuma: İlgilendiğiniz bir konuda biraz ağır bir metin alıp sözlük yardımıyla okuyun. Her kelimede sözlüğe bakabilirsiniz. Metni tamamen çözmeye çalışın. Her kelimeyi inceleyin. Fakat yukarıda verilen ve hikâye kitaplarıyla ilgili çalışmayı daha çok yapın. Metin okumakla sadece kelime öğrenmekle kalmaz ayrıca kelimelerin nasıl kullanıldıklarını da öğrenirsiniz. Bu çok önemlidir.

· Şarkı Sözleri: Müzik dinlemeyi seviyorsanız, internetten şarkı ve o şarkıların sözlerini bularak bunları çözebilirsiniz. Bir öğrencim, bu şekilde İngilizcesini ileri düzeyde geliştirmişti. Sting, Beatles, Dire Straits, Celin Dion, Bruce Springsteen gibi sanatçı ve grupları bu konuda önerebilirim. Arabanızda, ulaşım araçlarında, mutfakta yemek yaparken vs şarkılar dinleyebilirsiniz.

· Film Seyretmek: Film seyretmek yabancı dilinizi ve İngilizcenizi geliştirmek için harika bir yöntemdir. Özellikle alt yazılarını ve dublajlarını değiştirebileceğiniz ve tamamen sizin kontrolünüzde olan DVD formatında filmler seyrederek, kelime haznenizi geliştirebilirsiniz. Ayrıca kelimelerin kullanıldıkları cümleleri görebilir ve o dilin kültürüyle de tanıdık olabilirsiniz. DVD filmleri seyrederken, durdurabilir, ileri veya geri alıp istediğiniz sahneleri tekrar seyredebiliriz. Anlayamadığımız cümleleri alt yazıdan çözebiliriz.

· Ses dosyaları dinlemek: Ses dosyaları, sözgelimi İngilizce hikâye kasetleri dinlerken kendi seviyenizin biraz altında seçin. Bu durumda öğrendiğiniz veya ezberlediğiniz kelimeler pekişir ve aynı zamanda telaffuzlarını öğrenirsiniz. Arabanızda, ulaşım araçlarında, mutfakta yemek yaparken vs şarkılar dinleyebilirsiniz.

· İnternet ve bilgisayar: Bilgisayar ve internet, profesyonel kullanıcılar için önerilebilir. Ben belli bir yaşın altındaki kişilere bir eğitmen veya denetim olmadan internette veya bilgisayarda İngilizce öğrenmeyi önermiyorum. Çünkü internette veya bilgisayarda İngilizce öğrenmeye çalışmanın (denetim ve kontrol yoksa) verimli olmadığını düşünüyorum. Çünkü dünyanın en büyük ve renkli arşivinde belli bir konuya odaklanmanın belli bir olgunluk ve ehliyet gerektirdiğini düşünüyorum.

Kelime öğrenmekte en önemli ilkeler, dilde okumak, dinlemek ve filmler seyretmek, dili hazmetmemizi sağlar. Diller sadece öğrenilmekle kalınmamalıdır. Onları aynı zamanda edinmeliyiz de. Bunu yapmak için de kitaplar okumak, ses dosyaları dinlemek ve filmler seyretmek dili edinmemizi, başka bir tabirle hazmetmemizi sağlar.

Tekrar hatırlatmak gerekirse, kelime ezberlemek yararlıdır, fakat bu ezber çalışması kitap okumak, film seyretmek ve ses dosyaları dinlemek gibi etkinliklerle desteklenmezse boşa giden bir çaba olur.
-----------
www.savassenel.com
----------

Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com
MSN:
savassenel@hotmail.com










Labels: , , , , , , , , , , , , , ,

MSN VEYA YAHOO MESSENGERLA ONLINE-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


Labels: , ,

TÜRKİYE’DE YABANCI DİL ÖĞRETİMİNDE TEMEL PROBLEMLER VE ÇÖZÜMLERİ (42)


Uzun bir zamandır İngilizce öğreten ve bir yandan da yabancı dil öğrenen bir eğitimci olarak, bu konuda bazı problemlerin tekrar tekrar karşıma çıktıklarını görüyorum. Bir eğitimci olarak bu sorunlardan ve çözümlerinden söz etmek istiyorum.

Ülkemizdeki yabancı dil öğretimini etkinliklerinde sık sık gözlemlediğim bazı sorunlar ve önerdiğim çözümler:

1. Öğrencinin hayatla ilgili misyonunun netleştirmemiş olması:

Yabancı dil öğrenmek, hayatla ilgili genel beklentiler arasında yer bulan ve anlam kazanan bir etkinliktir. Hayattaki misyonunu tam olarak bilmeyen birisinin diğer etkinliklerde olduğu gibi bu etkinlikte de zayıf kaldığını düşünüyorum. Kendi değerleri ve önceliklerini gerçeklemek için değil de, sadece moda olduğu veya konjuktür gerektirdiği için yabancı dil öğrenmeye çalışan kişiler, genellikle bu konuda başarılı olamıyorlar.

Bu açıdan, eğitim kurumlarında kişisel misyon, hayaller ve hedefler konusunda da eğitim verilmelidir. Yabancı dil öğrenmenin bu misyon içinde net bir yeri olmalıdır. Aksi halde onca emek boşa gitmektedir.

2. Konuyla ilgili hayallerin net olmayışı:

Sadece yabancı dil öğrenen kişiler için değil her türlü etkinlik için bir şart vardır: O da konuyla ilgili hayallerin olmasıdır. Bir konuda kalpleri ve ruhları heyecanlandıran, sadece mantıksal yararlar değil o konuyla ilgili hayallerdir. Mantıklı ve gerçekçi olmak adına, heyecanını kaybetmiş bir kişi, hiçbir konuda heyecan duymaz. Ama ruhun ve kalbin harekete geçmek için ihtiyaç duyduğu enerji, heyecan duyduğumuz hayallerden gelir. Yabancı dil öğrenme konusuna tamamen mantıkla bakan kişiler, bu süreçte sıkıntı çekmektedirler. Bir yandan dilin kendisi de çok mantıklı ve matematiğe benzer bir varlık değildir. Duygusal, gelişen ve canlı bir organizmadır.

Bu sebepten dolayı, eğitimciler, yabancı dil öğrenmek isteyen kişilere konuyla ilgili hayaller armağan etmeli, onların biraz hayal kurmalarını sağlamalıdırlar.

3. Yabancı bir dil öğrenirken hedefsiz çalışmak:

İnsanlar, genellikle hedefli çalışmak fikrinden ürkerler. Çünkü hedef koymak, kişiyi bağlayan ve yer yer strese sokan bir tavırdır. Bir yandan da kişiler, hedeflerine ulaşamazlarsa hayal kırıklığına uğrayacaklarını ve sözlerini tutmamış olacaklarını düşünürler. Tabiatıyla, yabancı dil öğrenmek isteyen kişilerde de aynı tutum vardır. Belli sürelerde, belli sayıda kitap okumak, belli sayıda filmler seyretmek gibi konularda ve yabancı dil becerilerinde ne zaman hangi seviyeye gelecekleri konusunda hedef koymazlar. Hâlbuki gelişim gerçekleşen hedeflerle gelir. Her hedefimizi gerçekleştiremeyiz, ama hedef koymaya alışmak gerekir. Hedefsiz çalışmak, kaçak güreşmektir.

Hedefli çalışmak her konuda olduğu gibi yabancı dil öğrenirken de önemli bir konudur. Yabancı dil öğretmenleri, uzun vadeli, orta vadeli ve kısa vadeli hedefler koymak konusunda öğrencileri eğitmelidirler.

4. Öğrencilerin yabancı dilin doğasından haberdar olmamaları:

Yaşları ne olursa olsun, yabancı bir dil öğrenen kişiler, genellikle öğrendikleri yabancı dilin ve yabancı bir dili öğrenmenin doğasından haberdar değillerdir. Bu da gayet normaldir. Görevlerin ve sorumlulukların iyice arttığı bu çağda, herkes, mecburen kendi işleriyle meşguldur. Yabancı dil öğrenen kişileri, öğrendikleri dilin ve yabancı dilin doğasından haberdar etmesi gereken kişiler, yabancı dil öğretmenleridir.

Yabancı bir dilin ana dilimiz olan Türkçe’ye benzemek zorunda olmadığını, o dilde filmler seyretmenin, metinler okumanın gerekliliğini anlatması gereken kişiler yine öğretmenlerdir. Öğrenciler, bunları farkında olamayabilirler veya düşünemeyebilirler.

5. İngilizce ile Türkçe'nin farkli dil ailelerinden geliyor olmalari: Bunun anlamı, iki dilin yapısal ve kültür olarak farkli olmalaridir. Türk öğrenciler ve Türk eğitim sistemi, bu yazidaki diğer maddeler konusunda farkındalık taşımadıkları için, iki dil arasındaki farklar, yeni şeyler öğrenme konusunda birer fırsat olmaktan çıkıp, birer probleme dönüşmektedirler.

6. Türklerin İmparatorluk mirasını ve gururunu farkında olmadan taşıyor olmaları: Yüzyıllar boyu dünyanın büyük bir kısmına doğrudan ve bütününe dolaylı olarak hükmetmiş bir imparatorluğun çocuklarında gizli bir gurur vardır. Çünkü hiç sömürge olmamış ve yabancı bir dili öğrenmek zorunda kalmamış bir medeniyetin etkisi altındayız. Ama zaman değişti ve bugün, kendimizi, medeniyetimizi anlatabilmek ve hatta Türkçe'yi dünyaya öğretebilmek için İngilizce'yi veya başka bir yabancı dili kullanabiliriz ve kullanıyoruz da. Son zamanlarda bir gelenek hâlini almaya başlayan Uluslararası Türkçe Olimpiyatları bunun en iyi örneğidir.

7. Odaklanamamak:

Odaklanma güçlüğü ne yazık ki çağımızın hastalığı haline gelmiş durumdadır. Bu sorun, hayattaki önceliklerinizin net olmayışı gibi zihinsel konulardan kaynaklanabileceği gibi zaman yönetimini bilmemek gibi teknik konulardan da kaynaklanabilir. Öğrencilerin ve eğitimcilerin “odaklanamama” sorunu üzerinde ciddî olarak düşünmeleri gerekir.

Bu açıdan, hedefli ve odaklı çalışma konusunda da öğrencilere bilgi ve moral desteği yapmak gerekir.

8. Öğretmenlerin, yabancı dil öğrenme sürecini yaşamamaları:

Yabancı dil öğretmenleri genel olarak ikinci bir dil bilmezler. Aslında, bu durum, bence öğrenciyi etkileyen bir konudur. Yabancı dil öğrenmenin zor olmadığını söyleyen ve bu konuda yeterince donanımlı olan birisi neden yıllardır ikinci bir dil öğrenmeyip, tek bir yabancı dille dille yetinmiştir? Çünkü söz gelimi, bir İngilizce öğretmeninin İngilizce biliyor olması artı puan değildir. Zaten mesleği budur. Fakat bir mimarın kendi mesleği yanında, İngilizce öğrenmeye çalışması artı puandır. Yabancı dil öğreten birisinin ikinci bir dil öğrenmeye çalışması, öğrenciyi daha iyi anlaması konusunda yardımcı olur diye düşünüyorum. Öğretmeninin de kendisi gibi yabancı bir dil öğrenmek için çalıştığını gören bir öğrencinin de konuya karşı daha heyecanlı yaklaşacağına inanıyorum.

9. Ana dildeki yetersizlikler:

Bu konuya en duyarsız kitlelerden birisi, Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleridir. Meslektaşlarımın bu konuyu yeterince önemsemediklerini düşünüyorum. Aksine öğrencilerini neredeyse kendi ana dillerine küser bir hâle getirmektedirler. Bir eğitimci olarak, alanım ne olursa olsun, öğrencinin ana dildeki yetkinliği, benim de ilgi alanıma girer. Her konuda olduğu gibi yabancı dil öğrenme konusunda da inancım budur. Bir insanın yabancı dildeki yetkinliği, hiçbir zaman ana dilindeki yetkinliğini aşamaz. Yabancı dil öğrenen kişiler, kendi ana dillerinde de okumaya ve dinlemeye teşvik edilmeli, gerekirse programa ana dille ilgili dersler de konmalıdır. Ana dilini iyi yazan, okuyan veya konuşan bir öğrenci yabancı dil öğreniminde de avantajlı durumdadır. Yabancı dildeki hedeflerin yüksekliği ölçüsünde, ana dilde de yetkin duruma gelmek gerekir.

10. Öğrencilerin zayıf bir genel kültüre sahip olmaları:

Ana dil zaafı yanında, genel kültürdeki zaaf da ciddî bir sorundur. Bu yüzden yabancı dil öğretmenleri, ne yazık ki çoğu kez dil öğretiminden çok kavram öğretmekle zaman kaybederler. Hayatla ilgili ileri fikirlere sahip olmayan birisi, ne kendi ana dilinde ne de başka bir dilde ileri gidemez. Genel kültürünü geliştirmek, yabancı dilde büyük oranda yardımcıdır. Hatta YDS, ÜDS, KPDS vs gibi sınavlarda genel kültürün genişliği şaşırtıcı bir oranda yardımcıdır.

Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğretmenleri öğrencilerini okumaya ve genel konularda kültürlerini artırmaya teşvik etmelidirler.

11. Öğrenciyle öğrenmek istediği dil arasında duygusal bağ kurulmaması:

Değişik kurslarda yaptığım görüşmelerde ve incelemelerde, öğrencilerin "duygusal canlılar" olduklarının göz ardı edildiğini görmekteyim. Bir insan kullandığı bardakla bile duygusal bağ kurmak ister. Kullandığımız eşyaları bile, sadece işe yararlıklarını ölçü alarak değil aynı zamanda duygularımızla seçeriz. Bu açıdan, insanlar ne kadar mantıklı olduklarını iddia etseler de, ilgilendikleri konuyla duygusal bağ kurmak isterler. Dolayısıyla, söz gelimi Çince öğrenen birisinin o dile ve kültüre duygusal bağ kurmaya ihtiyacı vardır. Bu, o ülkeye veya o dile âşık olmamız gerektiği anlamına gelir.

Bu açıdan yabancı dil öğretmenleri, öğrencilerin öğrendikleri dile ve o dili konuşan ülkelere karşı duygusal bir ilgi kurmaları konusunda yardımcı olmalıdır. Bu amaçla, o ülke ziyaretleri veya o ülkeyle ilgili filmler seyrettirilmesi yararlı olacaktır.

12. Yabancı dil öğretiminde araç ve gereçlerin kullanılmaması, bu konunun önemsenmemesi:

Ne yazık ki yabancı dil öğretmenleri, çoğu zaman “kahraman rolüne” soyunmaktadırlar. Öğrenciler, öğretmenden başka kaynak tanımazlar, yabancı dilde filmler seyredebileceklerini veya ses dosyaları dinleyebileceklerini ve bu şekilde her yerde yabancı dil öğrenmeye devam edebileceklerini bilmezler. İstisnalar dışında yabancı dil kursları veya okullar mobilyalara yatırım yaparlarken, kitaplıklara veya araç-gereç arşivine yatırım yapmazlar. Hâlbuki kurum imkânlarını kullanarak yabancı dilini geliştiren öğrenciler, kendilerine bu ortamı gördükleri kuruma daha çok öğrenci getirecektir. Öğrencilerini araç ve gereçlerle desteklemeyen bir yabancı dil kursunun veya okulun, bu konuda samimî olduğunu düşünmüyorum.

Bu sebepten dolayı, yabancı dil öğreten kurumların DVD filmler, sesli yayınlar ve yabancı dilde yayınlar bulundurmalıdırlar ve öğrencilerini bunları kullanmaya teşvik etmelidirler.

13. Eğitim sisteminin öğrencilerin algı sistemlerine göre yapılanmayışı:

Ülkemizde ve dünyanın bir çok yerinde, belli bir sayıda öğrenci ortamda ve aynı tarzla öğrenmeye zorlanmaktadır. Hâlbuki insanların öğrenme tarzları ve algı sistemleri farklıdır. Bu durumda kendi öğrenme tarzına göre ders almayan kişiler, bir tür “körlük” veya “sağırlık” yaşamaktadırlar. Bu sistemin değişmesi çok zaman alabilir. Bu açıdan hiç değilse ders dışında, öğrencilerin kendi algılarına göre kullanabilecekleri yöntemler ve araçlar tavsiye edilirlerse, bu durum dengelenebilir.

Bazı öğrenciler, dinleyerek bazıları da seyrederek öğrenmeye meyillidir. Bu konuda çalışma yapılmalı ve öğrencilerin algı sistemlerine ve kişiliklerine göre filmler, ses dosyaları, kitaplar ve benzeri araçlar önerilmelidir.

Yabancı dil kurslarında ve bu yönde eğitim veren okullarda sağlam bir danışmanlık sistemiyle öğrencilere bilgi verilmeli ve danışmanlık yapılmalıdır. Bu konudaki masraf, mutlaka geri dönecektir. Dilerim, bunca masraf yapılan bu alanda “fantezi” etkinliklerle değil reel çözümlere odaklanırız.
----------
www.savassenel.com
-----------

Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız
MSN: savassenel@hotmail.com







Labels: , ,

Monday, March 26, 2007

MSN VEYA YAHOO MESSENGERLA ONLINE-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


Labels:

ALMANYA-HAMBURG İZLENİMLERİM: TÜRKÇE EĞİTİMİ ÜZERİNE BİR ANEKDOT (41)


Almanya’da Hamburg’ta bulunduğum zamanlarda gidip-yazı yazdığım bir kafe vardır. Bir keresinde yine bu kafede Post adlı bir gazetenin 10 mart tarihli nüshasını karıştırırken ilginç bir habere rastladım:

“Gymnasiumallee lisesi müdürü Ulrich Mumm, okullara Türkçe dersleri konduğunu ama Türk velilerin çocuklarını bu derslere göndermediklerini açıklamış ve “çocuğunuza ana dilini öğretin” diye tavsiyede bulunmuş.

Ulrich Humm, Hamburg Türk Öğretmenleri Derneği Başkanı Cevdet Atik ve Hayri Çatal, Hamburg Gymnasiumallee lisesinde yapılan Türk veliler toplantısında bir araya gelmişler ve Türk dilinin önemini ele almışlar.

Okul müdürü Humm şunları söylemiş: “Velilerin eğitim konusunda katılımcı olmaları, çocuklarının başarısını artırır. Türk velilerin okul sistemine yakın durmaları konusunda sizden yardım istiyorum.” Okullarda Türkçe derslerinin de başlatıldığını söyleyen, Humm, “çocuğunuzun ana diline sahip çıkın” dedi. Nebahat Ercan da Okulda 180 Türk veli olmasına rağmen toplantıya sadece 8 velinin katıldığını, bu durumun da sorunun büyüklüğünü gösterdiğini söyledi. Avrupa’da en çok konuşulan 2. dil olan Türkçe’ye karşı velilerin ilgisizliği yüzünden Türkoloji mezunlarının okullara atanamadıklarını çünkü talep olmadığından okullarda Türkçe derslerinin açılmadığını, halbuki işverenlerin Türkçe bilen gençlere öncelik verdiğini belirtiyor. Türkçe bilmenin bir eksik değil büyük bir avantaj olduğunu da sözlerine ekliyor. Hamburg’da uyum kurslarında öğretmenlik yapan Cevdet Atik de şunları söylemektedir: “Türkçe dersleri, lise döneminde çok önemlidir. 11. sınıftan sonra öğrenciler 3 yabancı dil arasında seçim yapmak zorunda. Bunlardan birisi de Türkçe. Yabancı dil olarak Türkçe dersi alan bir çocuğun alt yapısı da varsa, zorluk çekmez ve bu dersten aldığı iyi notlar, genel not ortalamasını da yükseltir.

Hamm lisesinde Türkçe öğretmenliği yapan Hayri Çatal da şunları söyledi: “Birçok veli, çocuğum zaten Türkçe biliyor diye çocuğuna Türkçe dersleri aldırmıyor. Sadece Türkçe konuşmak önemli değil, dilin kuralların da bilmek önemlidir. Sadece konuşmak yeterli olsaydı, Alman çocukları için Almanca dersleri konmazdı. Türkçe derslerinde sadece dil dersi değil aynı zamanda kültür de veriyoruz” dedi.

Bu haberden bir çok ders ve ilginç nokta çıkabilir. Ben kendimce bir kaçını size vereyim:

- Bir yabancının bize ana dilimizi öğrenmemizi tavsiye etmesi çok ilginç.
- Velilerin kendi çocuklarıyla ilgili bir toplantıya ilgisiz kalmaları.

- Türkçe derslerinin kalkmaması konusunda ilgisi kalmaları ve kendi ağırlıklarını koymamaları.

Sanırım bir çok konuda pasif kalmamamızın sebebi, maddî yetersizliklerden değil, aslında düşünce zaafından kaynaklanmaktadır. Sizce?
----------
www.savassenel.com
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com

MSN:
savassenel@hotmail.com







Labels: , , , , , , , , , ,

Saturday, March 24, 2007

MSN MESSENGER VEYA YAHOO MESSENGER'DA MİKROFONLA-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


Labels:

Saturday, February 24, 2007

HİPNOZLA İNGİLİZCE ÖĞRENMEK MÜMKÜN MÜ? (40)


Hipnozla İngilizce öğrenmenin mümkün olup-olmadığı da bu aralar bana sorulan sorulardan. İnsanların zamanları az ve çok çalışıp az kazanıyorlar. Ailelerine ve sevdiklerine ayıracak zamanları çok az. Kimileri de önceliklerini değiştirmek istemiyorlar. Her gün futbol maçları seyretmek, saatlerce internette sörf yapmak ama bir yandan da İngilizce öğrenmek istiyorlar. Ama ne yazık ki olmuyor, çünkü İngilizce de İlgi istiyor.

Zamanlarını dikkatle kullandıkları halde zaman yoksulluğu çeken dostlarım için hipnoz konusu işe yarayabilir. İkinci gruptaki dostlarım için hiç bir şeyin yararı yok. Umarım bir sabah rüyalarında İngilizceyi öğrenmiş olarak uyanırlar. Çünkü yaşamlarından taviz vermedikleri için yabancı bir dili gündüz gözüyle öğrenmeleri mümkün görünmüyor!

Hipnoz konusunda uzman olan dostlarımla yaptığım fikir alışverişlerinde şunu gördüm: Hipnozla insanların inançlarını veya temel değerlerini değiştirmek mümkün olmamaktadır. Sadece bu değişime yardımcı olacak bazı telkinler vermek mümkün olmaktadır. Bu da sigarayı bırakmaya karar vermiş birisinin nikotin tabletleri veya nikotin bantları kullanmasına benziyor. Ama sigarayı bırakmayı gerçekten istemiyorsanız nikotin cikleti kullanmanız bir yere kadar yardımcıdır. Bunun gibi hipnozla da sadece temel değişime giden bazı alışkanlıklar değişebiliyor.

Sözgelimi bir öğrenciyi hipnoz ederek İngilizceyi sevmesi gerektiğini söyleyebilirsiniz. Fakat bu durum uzun sürmeyecektir. Çünkü bir dile sevgi duyulması daha çok kalple ilgilidir. Ama hipnoz ettiğiniz birisine İngilizcenin sempatik yanlarını görmeyi telkin ederseniz, uyandığında zihni bu şekilde çalışacaktır ve zamanla İngilizceyi veya öğrenmekte olduğu yabancı dili sevebilir. Ama bir insana hipnozla telkin vererek onun bir dili, bir insanı veya bir kavramı birden bire sever hale gelmesini sağlayamazsınız.

Eğer yabancı dil öğrenmek isteyen bir insanı hipnoz etseydim ona hangi telkinleri verirdim? Uyandığı zaman bir program yapmasını, gününün belli bölümlerini öğrenmekte olduğu dilde okumalar yapmaya, filmler seyretmeye ve kasetler dinlemeye ayırmasını telkin ederdim. Ona İngilizceyi sevmesi gerektiğini telkin etsem bile asıl vurguladığım şeyler onun İngilizceyi sevmesini sağlayacak bazı çalışmaları yapması gerektiği olurdu. Çünkü gerçek hayatta da bir şeyi sadece onu sevmek istediğimiz için sevemeyiz. Eğer bir şeyi sevmeye ve ona değer vermeye ihtiyacımız varsa bile bunun ilk basamağı önce bunun için sebepler bulmak ve bu sebepleri canlı tutmaktır. Kısaca belirtmek gerekirse bir kişiye başka bir insanı veya bir kavramı sevmeyi emredemeyiz. İnsanlara bir şeyi sevmeyi veya önemsemeyi sadece tavsiye edebiliriz ve bunu yapmaları için sebepler ve yollar gösterebiliriz. Çünkü kalp emirle çalışmaz.

Başarılı olmak istediğini söyleyen birisini hipnoz etseydim ona vereceğim telkinler de aynı şekilde olurdu. Hipnoz seansından önce onunla konuşarak başarılı olması için gereken şartları belirlerdim. Onu hipnoz ettiğimde de uyandığı zaman bu şeyleri yapmasını telkin ederdim. Sözgelimi bir şirkete girip satış işini öğrenmesini telkin ederdim. Bir insana “bir gün başarılı bir iş adamı veya iş kadını olacaksın” diye telkin vermek elbette yararlı olabilir ama bu hedefe götüren ara basamakların yerine getirilmesiyle ilgili telkin vermek daha mantıklı olacaktır. Ara hedefler belirsizse ana hedef de güzel bir rüya olmaktan öteye gitmeyecektir.
-----------
http://www.savassenel.com/
-----------
Konuyla ilgili film-kitap önerileri yapmak-almak ve yorumlarınız için:
savassenel@yahoo.com